Salı, Mart 1

giriyorum ben bloga.

girdim girmesine de ne geyiktir bu tanrım. cok sıkıldım.
2007'de bok varmıs gibi yazdım buraya, ne güzeldi defterlerim günlüklerim.
burnum nasıl akıyor, neyin mesajıdır bu tanrım.
mart sanki mart degil ben sanki ben değil
ufaktan da olsa mucize bekliyorum.
olanla bitenle aramda bir koton tül perde olsun.
tül sevmem de tül görüntülü yüzdeyüz koton olsun
blogunu ice göster nasıl bir türkçedir.

yazı yoga yalın yogurt yavan günler geciyor.
cok sıkıldım demişmiydim?

rakamlardan nefret ettiğimi eklemişmiydim?
televizyona bakıyorum tiplere bunlar kim diyorum.

erbakana bakıyorum sonra aileme kendime bakıyorum
noluyor diyorum.

nerdeyim ben
ben mi yanlıs geldim
etraftakiler mi gereginden fazla etrafımda
şaşıra şaşıra

döndüm şaşkına.

gene de şükür ilham perileri etrafımda balık bunlar genelde.
kız balıkları seviyorum ama bazılarını
balıklar cesit cesit bazısı vazgecilmezlerimden..

bal
balık
mart
art

sevdiğim dört kelime.
üşüyorum.

okudugumu anlamıyorum.
anladıgım bazı şeyler var, acı veriyor.
işte böyle bir gün.

Pazar, Şubat 27

Kilit açan kelimeler

Yapmayi en cok sevdigim yazmanin olmassa olmazi kelimeler, sözcükler. Sözcük daha güzel benim icin mesela,yazimin konusu tam da bu. Bana sözcük kelimeden daha cok tesir eder. Dert, mesele demek ve diyenler. Sahane, harika yerine. Superi cok severim. Mesela super sözcügünû tek gecerim demem, cok severim derim. Bazen de aklinda olmayan ama bildigin ve karsilasmayi beklemedigin an bir sözcük cikar karsina gül gül ölürsün. Hem de komik değilken ne sôzcük ne de anlami. "Hazardous" mesela. Tehlikeli gibi manasi var, dangerous,'ın havai kullanimi. Çok komik. Kalp mesela yürek yerine. Bir de tanistiginizda karsidaki biriyle kaynasma hoslanma hisleri de karsilikli kelime secimlerinizle alakali olabilir. Ayni dili konuśmuyoruz bizin tersi, ayni dili hemde ayni kelime secimleri ile konusuyoruz. Aferin bize.

Pazartesi, Şubat 14

jay jay johanson

tam kapıdan çıkarken arkadasım aradı, sahneden indi ve konustuk dedi. ben cıkana kadar bitti, tabii şimdi de neden 6'dan beri çıkmadım, az sonra yıllardır sevdıgım sarkılarla konserli bir pazartesi gecesi gecirecektim.
harekette bereket vardır, hemen yola koyulmalı, oturdugun yerde oturmak kime ne kazandırmıştır. neden atıl kaldım, bir kendime verdiğim söz aslında beni tutu, dogruya dogru, 2 ay gece cıkmayacaksın ve yoga için altıda kalkıyor oldugun ıcın nefsine hakim olup eglencelere dalmayıp erken yatıp erken kalkacaksın, tabii bu kuru kuru bar gezmesi degildi, ı believe in you you believe in me how come that you dont believe in us
sözlerinin tok bir tonda kulaklarımda bangırdaması gecesiydi, şu an sarımsak etkisi gecti, kendime geldim, enerjim de geldi, dolapta puding ve jay jay davetlisi onun konserine gitme fırsatım yok bir tek..
nasıl olsa o bizden gene gelir, fransa'dan gelen özü'ye sevgilerimle posteri nerde acaba? taşın taşın boktur işin, taşınmalarım bir başka yazının konusu zaten.. 2000 yılı rennes maceramın bir başka yazı konusu oldugu gibi ve 2001 sevgililer gününde elimde çicekler arabadan indiğimde elinde çiçekler beni bekleyen diger bir kişinin varlıgının da baska bir yazının konusu oldugu gibi.

bir kadeh jameson ve jay jay eşliğinde ve kitap ve uyku..j ile baslayan bir yazar var mıdır ki kütüphanemde, raflar bu arada çok tozlnamıs ve güneşten kitaplar renk değiştirmiş, fazla nostaljik bir hava sezdim, kapalı balkon kütüphanemde..

hepsibiryasonunda...

bugün tüm gün kafamın içinde yazdım. yürüdüm yazdım. arada baktım olmuyor, telefona kaydettim düşüncelerimi,ferhan sensoy der ki esas yazar kafasında yazandır. uyandım, kendime saat 6.'da uyanamanın hesabını sorup stresini yarattıgmı gördüm, diger bir stresim döşemcide olan koltuk ve bana düşündürdükleri idi, digeri ise, 14 gün önce meydan gelmiş olayın gene aklıma gelmesiydi.  elimde olupta çözebileceklerimi çözeyim diye düşündüm, telefonuma yoga in bed yazdım ve karşıma bir dolu, tam benim modumda olan kişilere sanırım yaratılmış yatak içinde yoga hareketleri olan videolara cıktı, ve onlardan hareketler yaparak yatakten yere indim ve direk salona geldim.şu an elimde olan kitabı bitirdim, kendimi editor ve ilk okuyan olarak kitabı cok özel hissettim ve bir dolu kavramsal fikir geldi aklıma ve kitabın gidişine yön verdiğim için pek tatmin olmuş hissettim. ikinci stres kaynagım olan döşemecideki koltuğa geçtim, evden çıktım yürüyerek, arnavutköy'e ulaşmak amacıyla yola koyuldum. derken az önce uyurken, corbanın içine attıgım sarımsak coklugu uyku verdi ve uyukaldım, rüyamda birini ve pıding gördüm, yapabileceğim olan riyayı gercekleştirip gittim puding istedim ve yaptım, tam o sırada, jay jay joahnson'dan haber geldiğini ve toplantıya gideceklerini söyleye arkadasımın daveti ile içim heyecanlandı fakat zaman kısıtı ve sarımsak uyuklaması nedeni ile gidemedim, metroya taksi ordan metrodan ilgili yere yetiş için zamanım yoktu, yaşlandım mı dedim, hayran oldugum bir insanla iş konusma ve onun sarkı söylemeyen sesini duyma fırsatını degerlendirmemiş, ya yetişirsem değil, nasıl olsa yetişemem zaten çok uykum var ihtimalini pekiştirip, pıding yapmaya devam etmiştim, 12 yıldır begendiğim bir şarkıcı, ilk begenme anımda sesini duyup, sefahathane'de cd kabnı sormustum, mavi gömlekli incenik ineze bir adamdan dean martin -leonard cohen karısımı bir ses cıkmasıydı benı ben bu kişiyi bundan sonra severim dedirten, saclarını uzutaıp yarısını kazıyıp turuncu yapana kadar da sevdim, klasik yanı hosuma gitmişti.. arnavutköy'e yürürken  bebek yokusunda yeşil renkli küçük papagan gordum bir dalda üç tane fotograf cekerken uctular, aklım jay de kaldı, arkadasımı aradım hala beklıyorum dedı, arkadan sound check sesleri gelmekte, ve henuz konusmamıslar, şimdi cıkıp gitsem yetişir miyim derken, gene içimde bir heyecan akısı baş gösterdi. Gidiyorum...

Pazar, Şubat 13

yarıda kalmak.

Uyandım uyudum uyandım uyudum uyandım, uyudum,uyandım derken kalktım. Saat sanırım üç civarı, güneş duşu öyle bir düşüyordu ki, kendime başka bir deger kattıgımı anladım bu evde, bundan sonrasında dışun güneş almasını istiyorum ben. Yıkanmak beni rahatlatırken, suyla birlikte bir çok sey akıp giderken üzerimden bir de gölzeri kapatınca güneşe doğru durduğumda oluşan sarı renk beni rahatlatıyor, sessiz ve düşüncesiz kılabiliyor, aynen, hoşçakal demekte zorlanıp ancak içimde onu tutup uzaklaştıgım kişiyle öpüştüğüm an olanlar gibi bir his.  O an renk sarı degil daha koyu ve tok bir renk, rengi belli degil. Mavi belki, soğuk bir kadar da koruyucu bir renk.

Yukardaki fotoyu sabah cektim, uyanıp kahvem olurken salona geldiğimde, dün keyifle hazırladıgım mantıdan bozma yemeğimi telefondan aldıgım haberle nasıl yarıda bırakışım. Etkisinden kurtulamadığm bir olay bu. Filmde izlesem bile etkilenirken ölümden, yakınlarımın çok yakını benimse iş hayatında ışıklı bulduğum, ne gercek ve zeki dediğim biriydi. Kötülere birşey olmaz lafı doğru mu ya? LAflar kelimeler, bugün düşünm.k için ve üretmek için uygun gün degil, içmek ve okumaky için uygun bir gün..Yazmak için de uygun degil .Çıkan herkelime cümle, sorgu ve saskınlık olur, zekanın ötesinde bir boyutta anlayabileceğimiz bir durum ölüm.. kabul etmesi de mecburi, sana kalmamış, ve sorulmamıs ve olmuş.. Sadece aşık gitmek yüksek bir mutuluk mertebesinden gitmek ise giden ruhsal olarak şu an iyidir diye düşünüyorum, dedim ya, bugün yazmasam iyi olur, aklıma gelen her kelime bu tatta.

Yukardaki yemek gibi başından kalkılan ve birdaha dönülmeyecek bir hayat ... Dalga boyu saturn, ay belki hatta.

Cumartesi, Şubat 12

aşık ölmek güzeldir..

Prenses Di'de aşık ölmüştü, aynen bugün duyduğum olay kadar beni sarsan bir hikayeydi o da.
Telefonum çaldı, çok sevdiğim bir ses, kötü bir şey oldu dedi, ilk sorum, ölümlü kötü mü? oldu.

İnsan kelimelerine daha sık dikkat etse, sarfetikce kendini ve korkularını daha cabuk kavrar.

3 Şubat günü tam arka çapraz masamızda yemek yiyen biri şu an yaşamıyor.

İş hayatımda zekası ve ışığı ile nadir aklımda kalan biriydi.
Nur içinde olsun, ölüm ona iyidir belki de, yaratan üreten birilerinin bu dünyadan gitmesi beni çok üzer.

Kafam ağarlaştı,  ona yakın oldugunu bildiğim herkese baş sağlığı diledim, ben bu durumdaysam
onlara iyi olmaları için sabır diliyorum.

Salı, Şubat 8

Osman Özdoğan

Güne saat 6 'da başlamak.
Güneşin doğusunu denizin üzerinde belirişini izlemek.
Fotografını cekip, Osman Dedeme göndermek.

Okuduktan sonra ben bu kişide ögereirim ve hayatta kıl olmam diyip, evet bu kişi hissi.
Hareketlerin daire olması, tüm hareketleri biri hariç zaten Şahika tekand'ta yapmış olmam.
Duş sandıgımdan da pratik.
Ayurveda sohbeti.
Kitabı görmem ve almam.
Hızlıca karıştırırken, zekaya zaaf, içinden geldiği gibi yaz cümleleri ile, biri benden habersiz
benim yazılarımı mı bastı hissiyle ağlamaya başlamam.

Enerjim yüksek şu an.
Memnumum, doğru yerdeyim.
Erken kalktıgımda yapacak birşeyim var artık. 

Kaldı, 5. ve 3 kendi kendime pratik.


Dersler: 
Yazı konusunda bırak daanık kalsın modundan uzaklas.
Osman'ın felsefesi nasıl olur da benim en önemsediğim konuda hayatımda olabilir.
Bundan sonra ne evim ne de yazı ile olan ilişkim bırakıp dağanık kalamaz.

Seviyorum.

Pazartesi, Şubat 7

acemi radyolara artık sinyal göndermeyeceğim..

herkes aslında kendi dünyasında uyur.
mekan aynı olsa da. içilen aynı olsa da, yaşanan aynı olsa da.
ortak sanırsın fakat kafandaki yargılardan cekmıslıklerden eskıden basına gelmısliklerden bır cam senın onundedir hep biri sana hep o cama kadar yaklasır aslında... bazılarında cam ne kelime önünde beton duvar örülüdür.
bazısı gelır kırar o camı, oysa onu yavasca kafandan cıkarıp opmek varken dan gelir kendi kafasıındaki camı senin kafandakine çarpar ve kırar ..o cam bazen de tehlıke anında kırılır, karsı taraftakı tehlıke gormustır ve dank diye kırıverır o camı, sen kalakalırsın..
herkes kendı kafasında kalsa, arada o cam hep kalıverse, uzaktan gozgoze uyusalar
baktılar cam arada fazla, digeri nazıkce kafadan cıkarsa ve kenara koysa o camı...

nazıkce

ve
öpse...

Pazar, Şubat 6

dünyalar arası

bugün baska bir dünyaya uyandım.
eski dünyadaki dertlerin beni cok ilgilendirmediği, bunu neye borcluyum bilmiyorum.
yüzümde bir ısıldama bir süpersonic hissetme var.

Cumartesi, Şubat 5

İllet Şubat!

Odanın ortasında koca bir filden bahseden bir yazı okudum ve aklıma son haftada yasadıklarım geldi. 
Kendime çok gülüyorum, başka da beni güldüren olmuyor zaten, olunca da aşık oluyorum güldürüne, bir 
süre güldükten sonra direk ağlamaya başlıyorum.  Sonrasında da kendime dönüp, kendi kendime 
devam ediyorum. Evden kaçmış ve sokakta dayak yemiş bir sokak kedisinden farkım yok şu an.
his bu ancak ne evden kaçtım ne de sokak kedisiyim aslen, bu durum yorucu.  Evden kaçmış olsam 
ve bu işlere bulaşsam, kendi düşen ağlamaz der, öyle ağlardım.

Yaşana her ne ise, gerçekti, maskeleri düşürdü, iletenin de iletilenin de.

Yoranlar yorulduklarını söylerken içimde bir rahatlama olurken, fiziken ve ruhen çok zarar gördüm.
Vucudümda biriken sıkıntı şişlik yaptı ve içkinin dozunu kaçırıp ne bulduysam içtiğim içinse beynim
yoğruldu.

Şubat ayının ilk haftası, zaten şubat ayı külliyen sevmem, bizde ölüm ayıdır şubat. Bu ayda doğanları 
da şimdiye kadar rastaldıklarım kadarı ile pek bayılmadım. Direk içe dönüş, kendimde var olan katmanları
saptayıp bunların üzerine çalışarak etrafımdaki katmanlı ve yalancı karakterleri elimine etme sansım olabilir.

Detaylar için;

Google'a shadow yoga yaz.

Pazartesi, Ocak 24

Attım

Çalışma odasını toplayabildim, kaybolan bir CD'yi bulucam diye yola çıktım ve derken toplandı, onca yazdıklarımı attım, birileri ile sırf anlaşabilmek için sayfalarca e-mail yazmısım ve şimdi şu an o mailler bana birşey ifade etmiyor, anlaşmak için öncesinde bu kadar yazışılmaz ki.

Etraf şu an dolabı içleri hariç istediğim gibi, orada da fazlalıklar var, ferahlık getirmem lazım, dolap üzerindeki bavulu ve kutuyu da kaybetmeliyim, rutubet kokuyor gibi hissettiğim dolabı bu tip depolama için kullanabilirim.

Çekmece almalıyım. Bir de turuncu yumusak raf, sırf bunlar için IKEA:'ya gidesim yok, Temel reis ile IKEA da ne yaprdık acaba, bir gün normal konusma ihtimali ve ben tam kendim gibi rahat o da kendisi gibi komik olabilecek mi?

Yapmam gereken ve son kez yapacagım bir iş var ve yapmadım, içimden gelmedi bir türlü, bazı dokümanlar sıkıntılı başlayınca sıkıntılı geciyor, yarın sabah erkenden uyanıp halletmek umudu ve dileği ile yatıyorum. Erken kalkıp bünyemi erken kalkmaya gene ayarlayacagım.

7 Subat:'a az kaldı.

Şubat ve Mart degişik deneyim ayı.

Ne güzel doğum günümde tam on ikide mesaj almıştım.. Pek hoşuma gitmişti. .Dört mevsimi tamamlamadan bu konuda emin olmayacağım, Temmuz 2011.

I believe in Circles..

http://www.ted.com/talks/lang/eng/elif_shafak_the_politics_of_fiction.html

Cuma, Ocak 14

hastaysan yatarsın, düşünmene gerek yok.

Ölümlü olduğumu kabul ettiğim günler yaşıyorum, ek olarak diğer bir kabulde kontrolün bende olmadığı, bedenimde kontrol, yarın işe gidebilecek miyim, bilmiyorum, sabah ki ve akşam gniz akıntısının şiddetine ve beni ne kadar yoracagına bağlı bu durum.

Antibotik bünyeye üç günden sonra tesir edermiş, bu gün bahsettiğim dünlerden, 2.5uncusu, antibitik acısından hesap yaprsak 3. gün. Demek oluyor ki önümde biraz daha yol var.

Bugünün diğer bir kendime ispatı ise, evden iş yapıyor olmam ve sabah 7 uyanıp ceviriye oturmam, iş değiştirme niyetimin temelini oluşturan iyi günde kötü günde hastalıkta sağlıkta bu iş, ben bu işle evleniyorum, flirt etmiyorum ve aşk evliliği laflarımın birebir bana ispatı.  İngilizce diilini kullanımda ne kadar gerilediysem de, keyif alarak ve ellerim terleyerek yatpım çeviriyi. Bir de bildiğim kısmı da kafamın içinde, işte 10 yılın boşa geçti, neden on yıl önce nerdeydin şeklinde varolan zihin dürtüklemeleri de olanıda yavaşlattı, kendimi düzeltmeye bunu şöyle desem daha iyi olur, a bir ssat ne çabuk geçmiş diyerek beynimi çalıştırdıgım için memnum oldum, hala bazı kelimeler aklımı rahatsız ediyor, daha ıyı nasıl denebilirdi acaba diye, gün içinde farklı meselelere kafa yormk isteğimin birebir karşılığı.

Bu yatalak günlerde kabul ettiğim diğer birşey ise, kalkacak halim yok yalanı, o dediğinde bişe hala kalkabiliyorsun, temel ihtiyaç söz konusu ile, beslenme ve kendine yemek yapıyorsun, biraz da endişe karışık işe, ilacı almadan tok olmalısın, üstüne benim takıntım, mideme zarar vermesin diye, aman sıkı yemeliyim komutu.

.kendi kendime pek güzel de baktım, içinde oldugum pacavra duruma rağmen, liğme liğme bir beden hissi, elimde ceviri, endişe ve kelimeleri ve dizilimleri hatırlama hali derken, bugün de bitiyor, öğlene kadar yatar çalısır, öğleden sonra direk uyku şeklinde geçen bu günümde tat alma yetimi de geride bırakarak, zihinsel tatlar için Fitzgerald, kısa hikayelerine başlayacağım..

Çalıştığım kurumun ismini telefuz edeceğim günü iple çekiyorum, bir de sonu olmadıgını bildiğim halde başlangıcında oldugum yolda gelişimimi..

Çarşamba, Ocak 12

lütfen sessizlik..

Konusmadım bugün hiç..Konuşamadım, olmadı.  Kimse ile konuşmayınca cidden içindeki düşünceler tek tek sana ulaşıyor, sadece doktoru dinledim, ona bir kaç soru sorabildim, o da faranjit ile laranjit in farkı oldu.

Faranjitin iltihap yapmadıgı kesimi laranjit ilitihap yapıyor, komsu bölgeler. Biri bogaz duvarı, digeri ses telleri, hangisi hangisi kalmadı aklımda sonucta ikisi de bok durumda bende şu an ne fark eder, hangisi Levent, hangisi Armutlu..  Sesim kısık değil, yok.

Bu duygu korkutucu, rüyanda koşarsın da tehlike anında, bağarısan da duymazlar ya ona yakın, sadece etrafta gergin ve kosman gereken bir durum söz konusu değil. Normal yatakta öyle yatarak, arada ihtiyac nedeni ile, boğaz kuru soğuk su içerek çalışıyorsun. Okuyorsun.

Konuyu dağıtmak degil maksadım. UZUN ZAMANDIR yazmadım, özlenmişim, yazdıkça yazasım, silsile halinde çağarışımları dökesim geldi. Neden yazmıyorsun diyenler oldu, pek hoşuma gitti, anti parantez, içlerinden biri şunu dedi, yazılarında insanı insan yapan tıkanıklıklara iyi geliyordun, lütfen yaz.. .Diyemediklerimi sen diyodun ben rahatlıyordum, bu nasıl bir yorumdur, ve insanı mutlu eden bir manevi tatmindir ve her kıl olduğum yazıda kendime sorduğum soruların cevabıdır, şu an kendimi yıllarca sanatına küsmüş pek degerli yazar gibi hissettim. 

Bir yazı okuyorum, sadece olandan bitenden bahsediyor, konu da sıkıcı, olanda biten de doğal olarak sıkıcı buna paralel, ve içinde duygu yok, gözlem yok, sana, bana bir çağarışım yok, zaten içtenlik hak getire.
Yazılar güya kendinden bahsetse bile, kendinden uzak.

Ağzı olan konuşuyor diye yanarken zamanında, şimdi, bilgisayarı olan yazıyor, hem de her gün sıçar gibi yazıyor, yazılar da tabiyatıyla bok gibi oluyor.

Sağlığa içmişim hep iyi ki yıllardır, sese duyarlı, yüksek ses sever, ses tonu manyağı, ses getireni sevme delisi ve  ses vermeyeni anlama özrüm,  hep bugün kendi sessizliğimde beynimde ses etmemden yankılandı, sessiz yankı daha da şahaneymiş, bugün tecrübe ettim. Memnunum..

İletişim kurmanın tek yolu ses degil, saglıklı bir beyin aslında. Bu nedenle, durduk yere herseyin başının iletişim oldugunu bilenler, işi bu olanlar, sessiz kalmasınlar, konuşmaktan zarar gelmez, faydası saymakla bitmez.

Akıntısını ekranda gördüğüm -cm- uzunluğunda bir iltihap akıntısı nasıl olur da beni boynum yokmuşcasına ve buna rağmen kafam neden hala aynı yerinde durabiliyor şaşkınlığını yaşatabilir. Yanma ve acı hissi ile başım, vücuduma bağlantılı değıl gibi hissediyorum.

Fara ve lara kardesler bana bunu yaptı işte.

Sesimi kesti, başımla vücüdümü ayırmadan ayırdı. 

Sadece yazabiliyorum iletişim kurmak için, gerekmedikçe duman göndermiyorum, zira duman şu an bana çok çok zararlı. Nefes aldığımda da genzim esiyor hissi var, kışın eskiden kömür yandığında bir hava vardır, kokusu geniz yakar işte öyle bir esinti var boğazımda..

Konu boğazda geçince, can gerçekten boğazdan geliyor sorusu canlanıyor kafamda, canlandıgı gibi de cevap buluyor, çok dogru!

Halam  için kurduğum iyileşme planları da devre de, CPU'dan o da bir yandan işlemekte.
Bir yandan şükrederken, onun için ne denli pasif bir üzüntü içinde olduğumu da bugün boğazımda kontroller yapılırken, gözyaşlarımın istemsiz olarak aktif hale gelmesi ile bir kez daha anladım.

Nasıl oluyor da boğazında o zabazingo ile yaşayabiliyor, yaşayabiliyor derken, delirmeden, katlanabilmek duruma.

Bu sessiz günümde duam, onun konusamadan da olsa sağlığını bulması, cidden konuşmak çok gerekli değil.
İletişim kurarken hele hiç değil.

Yazı var, aynı mekandayken göz var, el var.

Gönül faranjitinden saklasın içimizdeki  hepimizi.

üzerime yansıyan sıcak ışık dalgası

banyo ışığı

ses ve ışık benim için hep önemli olmuştur, şu an ses yok, ışık var allahtan. biliyorum ki,şu an üzerimden karşımdaki karanfile yansıyan güneş ışığı bana iyi geliyor, şifa veriyor, boğazımın ağrısının bana verdiği boynum şu an yok peki ya kafan yerli yerinde nasıl duruyor hissini az da olsa azaltıyor. Kırmızıyız ya biz. Yeterli.

Cumartesi, Aralık 11

tesadüfi anlar ve durumların kayıtlarına hoşgeldiniz.

bundan sonraki yazılarım bunun üzerine olacaktır.
keyifle okumanızı dilerim ve isterim.

Salı, Kasım 23

Şuan iphone'dan bloguma yazmanin keyfine bakiyorum. Bakiyorum henuz keyifli mi anlamis degilim. Keyifli. Ahmet sağolsun hem yükledi hem anlattı. Elimde tutuyor oldugum aygitin ipad mini. Her yerden yazabilirim artik, memnun edici.

Pazartesi, Kasım 8

bugün şan dersi 1

nefes almayı bilmiyorum.
nefes aldım bugün, cok mutluyum.

bugün şan dersi 1

nefes almayı bilmiyorum.
nefes aldım bugün, cok mutluyum.