Cuma, Haziran 22

Midemi fark etmek!

21 Haziran gündönümü benim hayatımda tam döndü. 
37 yaşıma basarken hiç karşılaşmadığım bir ağrı ile karşı karşı geldim ve doktora gittim, doktor karşıtı yanım yumuşadı, neden nefessiz kalıyorum sandım ve hayat tatlı. Serum için damarlarım korkup saklandı. Bayağı et, damar ve kan görünce anlıyorsun ki sana da birşey olur.  

Midemle yeni tanıştım. Nasıl şiştiğini rahatsız olup ağrıyınca tüm vucudu etkisine aldıgını ve yordugunu. Hassas oldugunu ve bir daha onu üzmeyeceğimi biliyorum, zaten sevdiğim şeyler şarap kahve dışında midevi biraz düzelsin onlarla da arasını düzelteceğim. Nasıl köpek tüyüne alerjim vardı ve köpeğim oldu o hesap.

O yıllardaki ben, bugündeki benle konuşsa neler olurdu acaba? 
Çok bir şey değişmezdi. Eskiden dediğim gibi ya çok mutlu olurum ben ya da mutsuz, arası yok..

Yatay durunca rahat ediyorum, bugün yazmak istediğim çok şey var, yarına bırakıyorum, midem felaket, yatay oluyorum ve inşallah raaht uyuyorum.



Cuma, Haziran 15

isto ve salata ile her gün beslenebilirim. balık yedikçe canım daha da çok balık yemek istiyor. 

Çarşamba, Haziran 13

Mutlu ve Buruk

Israrcı ve aceleci oldum.

Farkında ola ola. İstedim ki benim en ısrarcı halime onay verilsin. Aslında sakin olabilen yanım, en ısrarcı anımda görülebilsin.
O zaman daha gerçek geliyor bana herşey.

Kendime ayıp, karsı tarafa gercekten beni tanıma fırsatı vermiyorum, inat edip tanısın istiyorum, iniş çıkış ve onun "en" tercih etmediklerini yapmama rağmen, tanısın. İyi bir şey olduğum için. İyi bir şey olduğu için. Zora koşmak neden? Hakiki, samimi bir şeyler oluşsun diye.

Ben ne zaman bu derece sivri sert ve uyumsuz olsam, karşımda iki yaş krizlerine girmiş oğlan çoçukları yaratıyorum, hayır, olmaz, ne yazık ki gibi sistemimin kabul etmediği kelimelerle baş başa kalıyorum.

Düşünmemek en güzeli.

Antalya, Geyik Sivrisi.. 30 Nisan.. 

Salı, Haziran 12

Oyun

Dün bir arkadaşıma, arkadaş demekte istemiyorum ona neyse konu bu değil, ünlü olmak istemiyorum ki ben, ögrenmek bilmek istiyorum demiştim. Şimdi okudugum bir blogta, aşağıdaki bir cümleye rastladım.

“Ne yani? Türkiye’de annesi babası tarafından yeterince takdir görmeden büyüyen insanların hepsi ünlü mü olmak istiyorlar?
 
Bilimsel bir temele dayanıyor mu bilmiyorum, mantıklı geldi.

 
Dert şu, şarkı söylemeye ilgi duyuyorum, yazıya da ve oyunculuğa da ama ünlü olmak istemiyorum. Evlenip ayrı evde yaşamak istiyorum. Karmaşa burda. İş'te iken sadece işimi yapmak ve eve gitmek istiyorum ancak kimsenin elinden iş kapmak, kulis yapmak, dedikodulara karışmak istemiyor olmam gibi.

Oyun belli, kurallar belli, oyundayım kurallara uymuyorum hissindeyim.
"Genel"

Kısacası mesleğimi yapmamak bana pahalıya patladı belki de. 
Derinleşmeyi seven biri olarak hep yüzeyde, yüzeysel işlerde asılı kaldım.

Varoluş krizindeyim.

Pazartesi, Haziran 11

içimdeki yazı dışımdaki yazı



Kendimi bildim bileli kendimi ifade etmeye yönelik konular ilgimi çekti, yazarlık, oyunculuk, şarkıcılık.
Yazı dışında hepsinin kursuna gittim, hep sonunda bu iş kursla olmaz veya kursla olacaksa bile bu insanlarla olmaz diyerek ya yeni yerler denedim ya da vazgectim. Yoga ve yazıda sanırım bir şeyler olmaya başladı. Yazı ile ilgilide dolaylı yoldan senaryo workshop'ına gittim, aynısı oldu. Sonunda anladım ki, konuyu seviyorsan ögreteni es geçmek lazım. Bazı durumlarda da kendini es geçmek, ciddiye çok almadan sadece orda o an sana faydalı bilgiyi almak ve kendinde harmanlamak. Ne yapacaksan da kendi kendine yapmak.
Gerisine karışmamak. 

Yoga hocası bizimle ders yapmadan önce kendi yogamı yapıyorum, sonra derse giriyorum diyor. Bu sabah yazı yazmak için erken uyandım. Dış dünya için yazdım. Önce kendi yazımı yazıp sonra dış dünya için yazdığım yazıya geçseydim aynı ritüeli gerçekleştirmiş olacaktım. Tam tersini yaptım. Yazdıkca yazasım geldi. Sevdiğin bir konuda iyi bir sıralama,  iyi bir felsefe, önce kendin, sonra başkaları için yazmak.

Sabahları seviyorum, geçtiğimiz haftalar dengesiz, gergin ve verimsiz geçmiş olsa da akşam erken yatmak, yazıya uyanmak erken kalkmak,  kendimi sevdiğim bir iş uğruna disipline etmeyi seviyorum.  Hayatım biraz karıştı. Bir şeyler içime sinemeden devam ediyor. İzliyorum.
Yoga benim kürkçü dükkanım, evim gibi. Hakiki dost gibi. Hala benim dışımda aslında, içinde olduğum bir kavram ancak ta kendisi değilim onun, olma yoluna çıktım. Bitmeyecek bir süreç olması beni motive ediyor. 

Gecikmeler, takılmalar ve moral bozukluğundan kaynaklı dıraklamalar geride kaldı hissindeyim. Haftasonum, ailem, sevdiğim insanlar ve dans ile geçti, sanırım bu oldu beni toplayan. Hayatımda olmayan ancak gönlümde olan kişiye rastlamam, birbirimizi görme anındaki gülümsemesi ve ifadesi de iyi geldi, memnun etti, mutlu etti, saçma belki ama umut verdi. 

Haziran Salı Perşembe yoga, sonrasında kendi kendime devam.
Zaten genelde kendi kendime, yoga'da neden öyle olmasın ki?


Pazar, Haziran 10



Yağmur bana iyi geliyor, aklıma neler getirdi, kendimle ilgili..
Hiç bir şeyin zor olması gerektiğine inanmadım, hayat hep basit, beni bekliyor, isterim olur, olmazsa da olmaz zaten olmasa daha iyiymiş diye diye ilerledim hep. En sevdiğim kapıldığım ilişkiler hep karşıma hiç beklemediğim üzerimde ters veya ütüsüz bir gömlek varken  çıktı. Geç kalan en fazla iki ay geç kaldı, eş zamanlıydı yani. Biri yorulup gittiğinge gelen ilşkilerden hiç hayır gelmedi. Aynı zamanda aynı yerde oldugum her aşk en tatlısıydı.
Son zamanlarda ol'durasım var benim.
Hastalık gibi.  Virus kaptım. Ol'sun virüsü.







Pazartesi, Mayıs 28

işaşkaş


Doğum günü çiçeğin 2011 - Temmuz'dan sonra çiçek dökmüştü, şimdi gene açtı. Ekim'den sonra ilk diyebiliriz. Hayatımdaki diğer alanlarda çiçek açsın! 



2011 Temmuz'da doğum günü hediyesi gelen orkidem açtı. Dün eve geldiğimde görünce çok sevindim. İfade ettikleri ile, zamanı gelen her çiçek açar. Sonrasında da yerini severse, ortamı iyi ise, şartlar uyunsa. Açsın diye bu orkide için en uygun yeri evde bulmaya özen gösterdim. Üç yıl önce işe baladıgımda gelen orkide açmamıştı, ilgilenmemiştim yeterince. Bu orkide'ye özellikle ilk geldiği gün dedim ki, iyi bakacağım ve çiçeklerin dökülse de tekrar tekrar açaçak. Yaşadığım bunun mutluluğu.
Ona da anlattım, açtığını görünce bağardım, korkudan iyi ki çiçek yere düşmedi.

Açtığın için teşekkür ederim Orkide kardeş, dün açmış olamn hele ki daha büyük bir hediye oldu, en azından bir süre de olsa olumlu duygulara neden oldun bende.

Bugün benim için önemli bir gün.

Bügünlerdeki hayat tanımım.

Hayat deneyimler ve olasılıklar demek.
Negatifi positife çevirme süreçleri demek
Korkuyu sevgiye çevirmek demek

Çiçek çoçuk aramızda Love is all you need..
Sevgiyide yukarıdaki tanımların altını doldurabilmek için kullanmak!

Sevdiğin için saygı duyyorsun, sevdiğin için sana uygun olmasa da koşul isteyerek bekliyorsun, sevdiğin için senin için en doğruyu seçeceğine dair güvenin oluşuyor, resmen oluşacak tüm duyguların temelinde sevgi olması gerekiyor.

İşte netlik şart, aşkta bazen çözülmeden kalabilir, beklersin.

Aşk durumum:
Başlanıp bitirilmemeli. ortalık bir yerde bırakılmalı. üzerine konuşulmalı. susulmalı.


İş'te posizyonum :
Flu




Pazar, Mayıs 27


Sene 2010, nedense bu fotografı çekmişim. Yaptığım projenin içinde dalış işleri olduğundan ve küçüklük tatil resimlerimin sinorkelli olmasından olabilir, bir tek gözlüğe tükürmek hala ters..

Uykusuz geçen geçen haftanın geçmesi ile birlikte bugün normal bir uyku ve yorgunluk seviyesine dönmüş vaziyetteyim, düşünmüyorum. Hatta bugün mesaj atacağım bir Ankara'lı arkadaşımın adını bile unuttum. Diğer bir arkadaşıma ilk harfini yazar mısın diyerek hatırladım.

Tatile şiddetle ihtiyacım varmış, birinden beklemek yerine, filmlerde olduğı gibi, kendime sarılıp ,senin bir tatile ihtiyacın var diyerek kendime bir tatil hazırladım. Son 4 yıldır kısa gittiğim Kaş'a uzun gidiyorum, hem de hiç denemediğim bir şeyi denemek ve öğrenmek üzere.

Bakalım nasıl olacak, şimdi tek hedef, Haziran, Yoga ve Kaş ve Sulara dalmak.
Düşüncelere dalmak beni kesmiyor. Bakalım suyun altında neler var.
Korkuyorum. Korkanı anlamak için korktugun bir seyi yapmak iyi gelebilir. Deneyeceğim.

Ormanda ilerken bir ay önce karanlıktan feci korkmuştum, suların altında durum ne olacak? Meraktayım.


Cumartesi, Mayıs 26

uyuyamıyorum.



Foto : benim eserim, geçen sene kaş, gündüz, mavi'nin mor ve sarı sandalyeleri. aynen ultra arzuladığım çoçukla ben gibi, kontrast. mor- sarı


bugün fark ettim ki etrafımda olan bitene karşı teflon değil süngerim. kendi halimde ve derdimde olsam da bire bir olan bitene,üzülene sevinene, digerinin kaybına sevinene filan kendi kedime içerliyorum. tesir ediyor. bu yazıda büyük harf bilerek kullanmıyorum bu arada yazının da bir tasarımı olabilir ve aslında imla kurallarına bile takılmamak gerekebilir, kimbilir? tek şart lütfen herkesi sakın "z" ile yazmayın ve durmadan ordan burdan arak ve ya var olanın birazını değiştirip osuruktan teyyare aforizmamsı laflar ile twit atmayın. yada atın, nasıl olsa bu tanımda twitlerin bile 234565 takipcisi var.
atın. kesin atın.

aksam uykum bir rezaletti. saat tam on gibi geldi bir gece önceden de bozuk olduğu için bende sandım ki, işte tamam, sağlıklı yoga moduna dönüş, sen istemesen de vucüt istiyor, zihnin deliricem ben düşünücem dese de içindeki ses yat arkadaşım durmadan aynı iki konuyu düşünme dengeni bul diyo. derken yattım, saat iki bilemedin iki bucuk zınk uyanıs, burdan ve ya şurdan bahsetmek istemeyeceğim kadar feci bir rüya ile uyandım. aklımdan çıkaramadıgım konulardan birinin çekici ve dürüst kahramanına "günaydın" yazdım.  içtiği için benim normal halime yaklaşan kafası ile "yok artık" yazdı. sevindim. insan bir kelimeye seviniyor bazen. hem de kel alaka bir kelimye.. ondan geldi diye sırf. ne yazdıgı önemli değilmişcesine..durum şiddetli istek ve arzulama ise kalp büyüyüp kocamn olup, kafanı yok edebiliyor.. beni mutlu eden mesaj sonrasında uzun uzun camdan dışarı baktım.  insanın kedi hali.  geçen arabaları saydım. insanları hayal ettim, barlardan çıkarken dans etmiş ev yolunda öpüşen, öpüşmeyen birbirine kıl olmuş, hala devam etmek isteyen.. uyku sersemi tüm o hallerdeki kendimi o sırada bana eşlik eden insanları düşündüm ve onların şimdi ne yaptıklarını. aklıma komik hediye sınıfından mark'ın aldığı -özge- marka pirinç geldi.. hırcınlık içinde açop koca paketi koridora ters yüz edişimde. haklıydım dökerken, dökmesem iyiydi tabi. sonra güldük ve öpüştük. şimdi o pirinç evde anı olarak dursaydı ben orda kendimi başka ifade etsem olmaz mıydı? aynı kişi gene  bebek'te bana aldığı dev kablumbaga'nın denize atılma hikayesine de konu olmuştu. bu sefer onda ipler kopmuş, ayrılıgı kabul etmek istemediği için sinirini  bebek sularına atıcam diye beni tehdit ettiği cansız dev kablumbaga'dan çıkaracaktı.  olduğum yerden ışık hızıyla, bebek'e gidip cansız dev kamlumbagı boğumaktan kurtarmış, göz yaşları içinde beni çok seven adamı bırakıp eve gelmiştim. çok sevdim çok sevildim. sarpa sarmadım, sıkılmışken durmadım. gidene kal demedim. iyi halt ettim.. oyunun kuralları belli, oyun belli, kuralına uymadan neden oyundasın? aynı oyunda şimdi bir camda kedisin. geldiğin nokta bu. bir de bir iki paranormal mesaj silsilesi 


son otuz gündür, karşımda  şüpheci ve kararsız olduğunu bildiğim kişiye gel de gel gör de gör öp te öp diyip ısrarcıyım, şüpheci ya, inansın diye bana. sessiz kalırsam bak gercek değilmiş sanar diye. delilik. kabul.  yattım ve dong mesaj geldi, "uyku". destur bismillah neden iletişim kurma isteği hem de tek bir kelime ile kendi ile ilgili.  ben de yattım iyi uykular yazdım. anlamsız iletişim, iki. iletişimdeyiz sen ona bak diye gülen bir kalp var içimde,  kafayı çoktan bulmuş kişi " aa nasıl uyandın" diye harika bir soru ile katıldı iletişime tekrar, aynı benim gündüz sorularım "sıfır alkollü halim" onun "5 jager içmiş haline" denk. güldüm halime, işim zor.. aramızda bir nevi saat farkı var.  evler uzak, işler bambaşka.. sonra biraz daha "naniklerden nanik beğen","dans ettim" "bittim" seklinde mesajlasarak uykuya daldım. ve pat! iki saat sonra uyandım, direk kardeşimi aradım rüyam gercek mi diye, ve değildi cok sevindim ve uyandım. kahvaltı sonrası uykulu bir zihin ile yazı yazıyorum. bir yandan kitap okuyorum. kahve içiyorum ve onu düşünüyorum.

tek soru, ne zaman göreceğim?

mesaj geldi, göcek kara sularında tatilde olan arkadasıma lütfen suya atla benim için demiştim, "girdim, yüzdüm çok rahatladım, ohh beeee!"yazmış..

evet bende çok rahatladım. biri senin yerine suya girebiliyor demek ki. uykusuzluk çok acımasız, seni direk aptallaştıyor. düşüncelerim komik geliyor şuan.

sevdiklerimi arayıp, rakı, balık ve roka olsam? 

düşüncelerim durur mu?
gözlerine kapıldığım adam yanımda belirir mi?

Perşembe, Mayıs 24

Dedi ve Kodu ( bu okudugum bir kitaptan, ben bulmadım)



Bazı sabahlarım vardır, öyle bir kalkarım ki.
Herşeyi bırakmaya sıfırlamaya gücüm olur.
Olmayanı oldurmaya, olmuyorsa yok etmeye isteğim olur.
Bugün o gün, Che modu. Devrim kaçınılmaz !

Bu hislerle ofise geldim. Genelde yukarıda anlattığım durumdayken Aslı'nın blog'una bir bakarım.
Aslı benim için özeldir. Onca farka ragmen, temiz sevgi herşeyin başıdır. Aslı'yı gördüğüm gün oturup konuştuğum gün sayısı bir elin parmaklarını geçmez bu arada. Hayatta benle aynı gördüğü bir sahne hep olur, onu okumak bana iyi gelir, hele ki "alayına isyan" yazılarının baş hayranıyımdır. İçinde oldugu vakur görüntünün altındaki iskankarı ilk görüşte anlamam onu zamanında en tepeye koyup kurcalamamanın baş sebebiymiş şimdi anladım. Kurcalayıp zorladık.a kaçan sonrasında farkeden ve konuşan yanı beni de onu da hep geliştirdi. Herkesin ağzındaki kişisel gelişimin gerçeğini deneyimledik biz, ağzımızdan ziyade kalbimizde bulduk gelişimi!

İçinde fikir olmayan olay sevmiyorum.
İşte Aslı'nın
http://aslisin.blogspot.com/2012/05/atarm-tuttu.html  yazısındaki tip insanlar bu olayları yaratıyor, fikir yok olay var. Olsun diye, boşluk dolsun diye. Gün geçsin diye belki de, kafalarındaki tınlamayı, kalplerindeki çınlamayı az duysunlar diye etraflarını çizgi filmlerde çıkan gereksiz kavgaların ifadesi olan toz bulutları ile kaplıyorlar, bizi de toza çamura boğuyorlar. Konu bizi boğmak değil, amaçladıklarının bu olduğunu düşünmedim hiç, orda bulunduğumuz sırada üzerimiz batıyor.

Bu nedenle nerde olduğuna durduğuna iyi bakmak gerekiyor, gene kendinde bitiyor, Jessica Abla'mı hayal ettim şimdi de, içim ısındı ve mutlu oldum.

Başkasının huzuruna mutlu olan insanlar arttsın ve etrafımızı sarsın..

Sevdiklerinizi sarın hep her zaman, zaman zaman değil.
Sevgi var. Bu yazıdaki sevgi Aslı, sana!


Fotograf:  İstanbul, U2 Irish Pub, Guinness Ağaç Ev'de bir süre yaşayıp doğa'da kalsam, geçer mi?

Çarşamba, Mayıs 9

Tat alamıyorum

Başlık kışkırtıcı oldu, mecaz kullanmadım bu sefer. Hastayım ve bu sabah rahatsızlıklarıma tat alamama eklendi.  İlac ve vitamini içmek içinde karnımı doyurmak istedim, hasta olunca yakınlarım bir şeye ihtiyacın olursa beni ara diyorlar, ben de tamam diyorum. Genelde her yerim kırılırken ve burnum aralıksız akarken, yerimden kalkmak çok zor gelirken bile kendime yiyecek bir şeyler hazırladıgımda neden diye soruyorum, neden aslında kendi kendime yapıyorum. Evet gelin demiyorum. Bazen bu durumdaki kendime üzülüyorum bazen de ne iyi işte aferim aslında herkes bunu yapabilir diyorum. Güçsüzlüğünün gücünü kullanan pek çok katılımcı var etrafımızda.
Fotograf : Berlin: La Cassarole, 2011

Bildiğim kadarı ile doymak için yiyeceklerimizin tadı çok önemli değil. Şimdi ise yediklerimin tadını daha önceden bilmesem hepsi bir birbiri ile aynı, zeytin ile peynir aynı tatta, elma da onlarla aynı tat. İnsanın hayal günü devreye giriyor, elma ile ilgili geçmiş kayıtları çağırıyor, o tadı düşünüyor ancak gene de aynı tatı alamıyor.

Derken ev telefonum çalıyor, ev telefonu çalma sesi tuhaf duygular veriyor insana, aslında çok eskide kaldı bile ev telefonu. Hala severim, telsize geçildiğinde de çok sevmemiştim, şişko dobiş telefonlar çevirmeli hep hoşuma gitmişti.

Ev telefonumdan Paris aradı, hastalıgın sorulması memnun ediyor, baskasının sesine benzeyen sesimle konusup moral buldum.

Burnum yanıyor, saatte 20 kez hapşurup akcigerlerimi hissederek geciyor günüm, inat ettim, sadece su ile burnumu temizleyeceğim bu da iki dakika da bir banyoya yürümem demek, zaten burnumdan saydam tertemiz bir şey akıyor, neredeki denge bozuldu ki, çok merak ediyorum. Biliyorum bir 24 saat daha beni yoracak ve geçecek sonrasında..

Yaşamı kendimize bir takım net çizgilerle ısmalarlayamadıgımız için turist ruhum bir anda  yerleşmek isteyip yerleşemeyince tadı kacmıstır belki, belli mi olur?  Kimbilir ?

Perşembe, Nisan 26

Kalp Kafalı

Bazı günlerde kalbim büyür büyür kafam kadar olur, ne görebilirim ne düşünebilirim, boşa dememişler kalbin giderse yandın dikkat arkasından aklında gider. Bakalım daha ne kadar büyüyecek ve beni gölgesinde bırakacak.
Tatile gitmem lazımi en yakın sessiz denize kendimi atmalaıyım geleli çok olmadı, geçen hafta, iki gün sorna deniz'deyim. Direk İstanbul'dan bikinim içimde gitmeyi düşünüyorum, bikini giyme zamanını da kaybetmemek için.

Salı, Nisan 24

Ferhan Şensoy Rüyamda - Nedir Acelem?



Rüyamda gecen bir ev, benim evim ancak değişmiş, daha da büyük, anlam veremediğim kişiler ve durumlar olsa da anlam verdiğim şaşırarakta olsa anlam verdiğim konuklaım da var, Ferhan Şensoy ve onun tanıdıkları, ailesi diyorum içimden öyle bir sıcaklıktalar biribirlerie ama değil ailesi, tam bendeki tüm kitaplarını imlzalatmak geciyor aklımdan, onlar da kapıdan çıkıyorlar, kitapları bulamıyorum. Buldugum iki tanesini hızla götürüyorum, bakıyor ben yazmadım bunu ama seni için imzalarım diyor, gülümsüyoruz, hemen alıyorum o iki kitabı götürüyrum aflara bakıyorum ve kitap benim bildiğim yerinde yok, zor bela bır tane kitabını bulmaya calısıyorum ama nafile, diyor ki bana, nedir acelen..Sakin ol diyor, saat 6 ve uyanıyorum.

Nedir acelem?

Evet var, adam dogru.

Erken mi öleceğim acaba, bu nedenle özellikle içime sinen konularda heyecanlanıp hemen olsun istiyorum. Ölmeden bu da yaşansın hissi. bir günüm sıkıcı ve verimsiz geçse takibindei iki gün moralsiz olmam. Hayatıma giren insanlar anlam katmıyorsa rahatsızlanmam.. Anlam katma çabam. Sorularım.

Nedir acelem?




foto: Ben çektim, geçen sene bugün Berlin'de.

Pazar, Nisan 15

15 Nisan

annemin doğduğu gün, ona süpriz yapamadım.

güne erkenden başladım, dört saatim ofiste geçti, sabah saatleri ne kadar uzun sanki 60 dakika değil.
sonrasında kahvaltı, güneşin ve havanın aklımıza soktuğu keyiflerin peşinden gittik. küçük şeylerde bulunan mutluluk kadar güzeli var mı? deniz kenarında oturmak, suyun rengnin değişmesi, martının sana yakın geçmesi, martı ve uçağın aynı boy gözüktüğü anlar, çin'den gelen bir yük gemisinde çinde yaşayan sevdiklerinin saklanmış olduğunu düşünmek, dünyanın küçüklüğü yanında aslında ne kadar büyük ve çok seçenekli olduğunu bilmek.

eve gelip pijama giydikten sonra şu geldi aklıma, insanın dostları, sevgilisi, yüzde yüz pamuklu olmalı.
yüzde elli bambuda olur. içinde rahat etmek.
güvenmek, sarmak sarmalamak.

Cuma, Nisan 13

Ev- iş -aşk al birini vur ötekine.

Bu eve taşınalı üç yıl oldu tam.
İşe başlayalı da.

Bu süreçte ne tam oldu, hiç bir şey.

O yüzden bugün balkona masayı tasıyıp şu an donayazan havada yazı yazıyorum öncesinde de milli menüm antrikot, salata sarap içtim. Sarap hala devam, donuyorum. İstanbul havası gibi olan kazanır mı acaba? Yanar donar..

Sabah erkenden iki ev bakıp sonrasında da ofise gidicem. Maillerimi okumaya ve kalan işleri yapmaya.

Zamanım basketbol mu, futbol mu, oyun nedir kuralları bilmeden sadece top yere düşmesin diye koşmakla geçiyor. Kapanın elinde kalması kuraldır belli mi olur?  Geçenlerde bende kaptım ya bir şeyi içime dert oldu sonra. Pas ne güzel bir kelime top oyunları bağlamında.

Varış noktamdan uzaktayım. Noktayı geçtim, gidiş yolu karanlık, karanlıkta yolunu düşmeden bulman değerlendirmeye tabii değil. SOS çığlıklarım anlaşılmadı, tek tesellim 99u veren Allah yüzü de verir cümlesi.

İnanıyorum, gene.
Kendine sarılıp, herşey iyi olacak dercesine. Kaan Sezyum'un en yakın dostum kendimim  lafı misali, balkonda tuşlardayım.

Sorum:
Taşınmak? Taşınmamak?

Kaç metrakarede max mutluluk yakalanır?

Üşütüyorum. Olsun. Dışarısı hava, karanlıkta ekranın görüntüsü içtiğim şarap bana çok iyi geliyor. Kafasını çok sevdiğim bir arkadaşımla oturup konuşmak gibi, o arkadaşta yok yanımda..  İyi ki de yok, o kadar doluyum ki, durmadan konuşurdum, istek parça gelmeden söylerdim.

Teoman sesi geliyor içerden, kimin kimin bu kör gözler diyor? Anlamlı.

Gözyaşıysa sevdiklerim ? En sevdiklerim beni çok ağlattı.
Edebiyatı olan şarkılar dinlemek ne güzel. Öykü olmak bir bakıma gerçek olmamak, anlatılmak ise o kadar gerçek olmak? Bu anlam matruşkasını çok seviyorum, derinine yüzeyse kalmayan, solid olmayan.

Yanmıyorsa yorgun lambam?

Yazdılarım ve ben yazarken kafamdan geçenler, CPU'dan geçenler yazdıklarıma paralel yazılabilise ne güzel olur.

Neden?

Kendimi bastırmaktan sıkıldığım şu günlerde, az kaldı önümüzdeki haftaya diyorum. Gölgeleri kedi sanıp kendi kendime kacıncı pist diyişim bu gece, huzursuz ruh durumu. Tüm gün bastırınca kendini akşam gölgelere kedi muamelesi yapmak normal kabul olur mu?

Kime göre?


Kendini normal sanan onca anormale göre mi?

Renkler!!
Mevsimler soluyorsa,
Sen evde yokken, sevgi seni arıyorsa.
Çok gezenin bilidğinde
Çok bilenin mutsuzlugunda
HEPSİ BİR YA SONUNDA!

Diken diken olurken ben, aklıma gelenler geldi!

Perşembe, Nisan 12

İnaniyorum mesele bu

Emlakçı ev verilmek üzere hemen girmelisiniz diyor inanıyorum çünkü öyle diyor. Tek inanma nedenim de bu. Gidiyorum ki e v zaten verilsin ama ev olarak verilmesin çünkü ev değil.

İnsanların kelimeleri kullanarak ifade ettiklerine de inanıyorum

Sonrasında birdenbire ağır bir grip oluyorum nedense. İnanmanın ama insanlara yan etkisi hasta olmak mı?

Bugünlerde belli ki öyle.

Pazartesi, Nisan 9

Tam camın yanındaki masada ve içerde oturuyorum.. Camın kenarlarından sinsi bir soğuk giriyor. Masa güzel bu masadan kalkıp digerine otursan sagımda cam yerine duvar olacak. Olsun zaten istegim sadece karşındakine bakmak, tünele dogru onu bırakıp dalacak Halim yok ya.

Perşembe, Nisan 5

Fotograf

Fotoğrafçılık sanat mı diye sık sık düşünürüm .. Orda olma sanatı ise evet sanat.. Görebilme .. Gunün belli saatlerinde Bulut'un geldigi konum güneş ışıklarının aralardan süzülmesine izin verdigi anlar değişik insanlara sahip ülkelerde olup o insanların yüzlerini fotoğraflamak

Çarşamba, Mart 28

Papatya, badem, kalabalık.

Ben üniversiyeti 9 kişi okudum.
Lise çok kalabalık gelirdi.

Sanırım birebir benim işim..Mürebbiyem olup onunla ögrenmek. Elif'le çalıştıgım gibi mesela.

Bugün eskiden oldugu gibi 99 ve 2000lerde günlük tutmaya karar verdim.
Yorgun geldim eve, ders tarihti yoga tarihi, sadece ders değil dersin ve etrafıdakilerin hissettirdikleri ile farklı bir deneyim yaşadım. Buenos Aires kısmının diken diken etmesi sahnesi güzeldi.

Biraz tiyatral kısımlarda vardı.

Hayatı gözlemeleme tehlikesinde olabilirim.

Yarın akşam planım güzel..

Bu akşam rüyamda kimseler olmasa ancak bugün kafama aldıklarımı düşünürsek imkansız gibi..
Kimse olmasın da rahat rahat uyuyabileyim.

Merak etmeye başladıgım biri var.
Daha da var tanışmama..
Yapmayı istediğim bir konuşma da var.

Cumartesi, Mart 17

Başlıklar halinde bir yazı

İnsan zehirlenmesi, vucütta nem fazlası, havanın içindeki su oranı, önceki tarihlerde aldıgın ve yeni okumaya başladıgın kitaplar ve önceden tanıyıp daha sonradan daha sık görüşmeye başladıgın insanlar arasındaki bağlantı, aklından geçen bir kimsenin ya kitap satırlarında veya dergi makalesinde karsına cıkması, verilen sözler bu bir tamirciye bile olsa, acık ortamlarda ses dengesi nasıl olmalı bu haftadan geriye kalanlar..yazmak istediklerim ve Bodrum var işin içinde bir de Kaş.

Pazar, Mart 11

Birant

Konustuk. Hayat diye özetledik konuyu. Kısa ama derin. Anlaşılmak bu olsa gerek, ruhunu bilmek karşındakinin onun da sana açık olması lafları alınmadan kendi komplekslerine yenilen algılardan geçirmeden dinlemek konuşmak ve paylaşmak. Karşıdakinin laflarının sadece senin iyiliğin için ve sana yarar getireceğini bilerek söylenmesi. Saygılı ve kırıcı olmadan hiç. İki tarafta da oncesi ve sonrası olması. Konuşmazsak olmazdı kısmı. Boş değil. Kafa açıcı ve ileriye götüren sevgi dolu. Herkesin kendi düşündüğünün dısında bir bakış acısına ihtiyacı var.
Buruk ama mutluyum. Havaalanları ilginç nerdeyse hayatın ta kendisi olan kavuşma ve ayrılık anlarına yer veriyor.
Sevgimi yeterince gösteriyor muyum? Gösterebiliyor muyum bilmiyorum.
Orda olmak en güzel kanıtı değil mı?

Çağirinca gelmek kadar hoş bir şey var mı? Özgür ama sıkı bir ask istiyorum.
İhtiyac değil istek yasama yasam katsın diye!
Yazıda bir cok duygunun yoğunluğu var, icinde cok konu var serilin ortaya açılmayı bekleyen.. Acmak lazım içimi dolduran onca güzel his gibi bu yazınin cümlelerini... altı dolmalı, ifadesini kağıtta bulmalı varlar, hak ediyorlar bunu. Gözlerine bakmak yeterli, gözlerime bakman yeterli. Yasamak,
konuşmadan.

Not: bu yazı bitip kitabıma devam ederken karşılaştığım satır :

Alışageldigimiz düşünceleri altüst eden karşıtlıkların temelinde, içsel yaşantılarımızı normal konuşma diliyle anlatmak zorluğu yatmaktadır.
Defne dün derste o hareketi yapmak için zander olmak veya bebek olmak gerek dedi.
Didem'e Leyla'nın hareketlerini yoga yoga diyisim aklıma geldi.
Cocukların cok şey bildigi büyüyünce unuttukları ve hayvanlar.. Yargilamiyorlar, çıkarcı değiller, konuşmuyorlar meraklılar sadece..

Perşembe, Mart 8

Sevdiğim Kadınlar

Güzel uyandım.

Salı, Mart 6

The Nature of Observation

Yoga practices involve an understanding of the play of the five elements in the human being and nature and require a training of the organs of action and perception that correspond the each of these elements.

Yogic meditation is entered by concentration on inner sound or inner light.

Since the practice of asana involves the use of form, ı have chosen to give purely visual information using the body in action as the means of communication

To understand these movements one must learn to see with the external eyes and the inner eye in the mind. As this way of seeing is mastered the inner light and inner heat will both increase. Form light and heat are all the products of the element fire. It is the fire generated by the friction incurred in motion and is responsible for the sense of touch.

The conscious integration of form and motion leads to sensitivity in action. One begins to sense the operation of the vital wind in the movements one observes and the movements one performs

Shadow Yoga.

Shadow Yoga


The mastery of the full form can take anything from 3-7 years, it all depends on the individuals capacity. One should never go beyond one's limit. By exceeding one's limit one enters a zone of danger and potential of injury. This should be avoided through the exercise of patience at all times.
The essence of Yoga practice is learning how to avoid or overcome obstacles without rupturing the laws of nature. People of poor health should seek guidance from thier physicians before attempting the practice.
The purpose of yoga is enlightment through discriminitive wisdom.  It manifests to diffrentiate the soul from all that is not the soul.
Shadow Yoga.

Pazartesi, Mart 5

Mart ayı .... ayı.

Erken uyanmak, kendini dinlemek ne güzel.
Evde yoga yapmak, çok değişik bir his.

Dünden beri aklımda olan neden dudaklarım çatlıyor ve dişim arada ağrıyor sorularının cevabını bu sabah A vitaminim eksik diye cevapladım, internetten araştırarak konunun sağmalasını da yaptım.
Balık yağında bulunan yükse A vitamini haberi de iyi geldi, her nedense balık yağı içmem gerektiğini de bir şekilde hissetmiştim. Ya neden fındık cekiyordu canım ve dişim agrıyordu?

Mart ayı neler olacak merak ediyorum, ekmiş olduğum tohumlar tutacak mı?
Tam mevsimine de geliyoruz.

Nisan'da katılamayacak oldugum workshop'lar beni üzüyor.

Mart ayının dost ir ay olmasını beni şaşırtmasını istiyorum. Başlıktaki boşluğu bu ay sonunda dolduracağım.

Bakalım hangi sıfat çıkacak?

Koridor.

Haftam nasıl başladı, ofise gelir gelmez yaşanan insan kendini bilmezliğini saymaz isek güzel. Saymayalım.

Kimse kimseye beni idare ben şu an fenalık geçiyorum deme lüksüne sahip değil, hele ki ölüm kalım meselesi değil ise konuşulan. Yüze telefon kapatmak, kapatabilmek tüm bunlar çok büyük tepkiler ve sanırım anger management denen veya Cem Mumcu'ya başvurulması gereken kıvamda, yapılmış olan işi düzeltimesime kaldı ki yanlış hayati değil hizmet de etmiyor.

Erkenden uyanıp kuş sesleri ile evden çıktım ve yogaya gittim. Ağaç hareketinde ilginçti bu sabah dengem daha iyi gibiydi. Cumartesi gecesi dışarı çıktım diye Pazar sabahı tuhaf bir vicdan azabım vardı. bunda yoga dersime söz vermiş olmasan da kahvaltıya gideceğimi belirtip kesinlik gözümü açamamış olmamnın büyük etkisi var. Rakı ile şarap karışmaz kim dedi ise iyi demiş. Kaldı ki yüksek miktarda değildi karışım, 2'ye bir ölçüsü nasıl da dengemi altüst etti, belki de guinness işe hiç karışmamalıydı. Tüm bu karışımlardan beni kurtarmak isteyen Ayran'a çok şey borçluyum, Ece ve Fuat ikilisine de.

Pazar sabahı erken başlamamak, 12:30'larda yataktan çıkmak, sürünerek banyoya gitmek filan beni çok mutsuz etti, böyle bir konuda mutsuz oldugum için aslında sevindim, demek ki değişmişim, içimde vicdan azabı yerleştiğine göre gece çıkıp sadece yemek bile olsa içki içmenin anlamsızlığı.. Karıştırmam için bir daha hiç bir şey olamaz,kötü şarap içmek iyi bir şey değil. Babamın gazetelerde okudugu sahte içki haberleri de çabası oldu.

Herşey aslında yerli yerinde güzel, tamamen geçiş dönemi yan etkileri yaşadıklarım.
Koridor'dayım.

Cumartesi, Mart 3

Kar yağsın ben bakarım!

Bugün soğuk olacak diye uyandım, evet buz ancak kalbim sımsıcak..Ellerim ve ayaklarımın altıda..Ruhum elimdeki ojelerden bir koyu kırmızı. Hazır. Bir şarkıya bir de fotografa aşık oldum bugün. Yoga'da çok iyi hissettim, sorum yok, açılımım var, Defne ile aynı dili konusuyoruz, hanumasana yapma sen bugün diyor ve anlıyorum. Kendimi gördüm onda diye kıl oldum en basta, ne sert ne kötü uyarıyor dedim, kendimden uzaklastırdıgım insanlar geldi tek tek aklıma, sertliğimden mütevellit. Aşık aşık gittiğim yoga'da bu kadar hassasken kafa göz bırakmıyor yorumları ile çarpıypr tokatları.  İyi ki yaptın Defne, ben kendimle yüzleşmesini seven biriyim, aynı konuda ya hiç tokat yemem ya da yersem bir daha hayatta yemem.
Seni seviyorum. Teşekkür ederim.

Yağan karlar bana heyecan veriyor, yanlız arada açmış bir bahar dalı var ki o bana hüzün verdi, senirken üzülmesem ben olmam ki zaten, illaki tadını ararken hayatın tuzunu bulurum bir yerinden çıkarırım.. Hüzünlendim aklıma tam herşey yolunda giderken o da seviyor demişken giden kişi geldi. Bu durum çok canice, içinde can olup acılı bir kelime canice, yemek yaparken tam yemek kıvama gelecekken çat ocagı kapatmaktan farksız. Anlamadıgım bir durum bu, herkes iyi gibiyken bir anda film neden kopar?

Bahar dalı açmış canım kendince hava hava biraz sıcakladı diye, çat tepesine kar, gene de romantik!  Güçlü ol diyor doğa, öğretiyor, sen çiçeklenirken bir olay gelir bulur seni alır alaşağı eder, sana gene de ayağa kalkmak düşer, solmak değil.

Yaşarken sevdiğim bir şey bu, düşüse teğet geçip kırılmadan kıvrılıp tekrar dik durmak, yere yapışayazmışken dikleşeşip yürümeye koyulmak.

Yazmak sen harikasın, yoga sen ne harikasın, aşık olunacak ve sana geri aşık olacak bir şey yoga. Senle sen arasında. Özel çok özel.
Sen ona ilgi gösterdikce sana öyle bir ilgi gösteriyor ki, kendi yaptıgına sanki bir baskası yapıyor hem de senin için gibi seviniyorsun. Kendi içinde halletmek olayı bu olsa gerek.

Ben ne harikayım!
Yağsın karlar, kocası öldükten sonra bir daha evlenmeyen canım adam gibi madam Despina'nın huzurunda bir rakı içeyim, yoga'ya, yazıya ve kendime!



Not: Bu akşam  için vesile olan Deniz'in doğumunu kutlarım.
Onun gözlerinde gördüğüm her duyguyu seviyorum, olumlusundan olumsuzuna. Nedeni yok, başkasında görsem değil kutlaması hastanesine bile gitmeyecekken o kız farklı. Gözlerinde var birşey! Sıcak ve o da kırmızı.

Pazar, Şubat 26

Saygı

Üst komşumla olan sohbet..

Ben sohbet demek istiyorum çünkü insan sadece üst komşusu ile sohbet etmeli.

Gece bir buçuk gibi eşya'nın yere düşme sesi ile irkildim ve uyandım.

Uyku bölmek suç olmalı, hele ki 11'de uykuya saygıdan yatağa girmiş bir insanınkini daha da üst mertebeden günah olmalı.

Geçen sene yaşadıklarımızı da düşünerek, gecenin bir vakti gitmedim. Bu daha ilk ses dedim ve uykuya devam ettim. Sabah gene aynı sesin devam eden şekli ile uyandım ve çıktım yukarı gene aynı suratlar bu sefer koca da eklenmiş, oysaki ben geçen sefer keşke kocası çıksaydı kapıya daha az çamura bulanır, derdimi anlatınca anlaşılmama şansım olmaz diyerek inmiştim evime, 3 yıl önce kadarı o ilk seslerde babam da vardı yanımda, şahit kategorsinden.

"Merhaba, hoşgeldiniz (başıma)"  diyerek açtım konuyu. "Gece bir buçuk'ta da çok ses oldu ancak normaldir yeni geldiler, olur birazdan biter diye düşündüm. Bugün Pazar, çok ses var, dinlenemiyorum."  dedim.
Cevap:
"Kızım biz ses yapacağız, yılda bir ay burdayız zaten, sende bir şey var, sen hem ilk kattasın diye kimseyi rahatsız edemessin bundan dolayı da kimse sana şikayate gelemez dedi"

O an beynine kısa devre yaptırma potansiyeli en yüksek saygısız bunlar sinyali beynime  ordan direk dileme vuracakken, olacak olanın olmasına izin vermeden devam ettim.

Yok aslında nerden böyle düşündünüz bilmiyorum,  bu kafa yapısı ben ikinci katlarda da otursam alt komşuyu rahatsız edecek hareketler yapmam dedim. O zaman sen müstakil evde otur dedi. Karşımdaki kişi dedem yaşında. Dedim ki, ben söylemiş olayım, insanca. Sıkıntımı siz istemezseniz dinlemeyin, anlamayın ve tüm gün evin eşyalarını çekiştirin.

Geldim eve, kahve olana kadar beynimdeki sıcaklık gider hissi ile yazıyorum, sakince.
Mutsuz oldum, evi ters çevirip bende tüm eşyalrımı tavana dizerek onlara bana yaşattıklarını yaşatmak istiyorum. İmkansız.

Kahve ve kulaklık ve kitap..

Demek ki kişioğlu evde kalınca yapacak hiç bir meşgalesi yok ise sadece eşyaların huzurunu bozmakla kalmıyor, en yakındaki insanında huzuruna niyet ediyor. Ayda sadece bu evde yaşadığı için bir ay hergün ses yapmayı kendinde hak görüyor. Ne fena yazık ve üzücü. Bu tipler bir de çoluk çoçuk yetiştirmiş. Torunlarına nasihat verme yaşında.

Henüz sabah, bakalım, insanlar ne derece insan olmayı seçebilecekler?

Saygı duymadığını sevemezsin, iletişim kuramaz isen saygı duyamazsın.
İletişim kurabilen az? Derken konu anlaşıldı sanırım.

Herkese sessiz izsiz pazarlar!
Yazdım tepemden, gaaaaarrrrcccchhhhh bir koltuk daha geçti!

Cuma, Şubat 24

Pazar, Şubat 5