Pazartesi, Mayıs 28

işaşkaş


Doğum günü çiçeğin 2011 - Temmuz'dan sonra çiçek dökmüştü, şimdi gene açtı. Ekim'den sonra ilk diyebiliriz. Hayatımdaki diğer alanlarda çiçek açsın! 



2011 Temmuz'da doğum günü hediyesi gelen orkidem açtı. Dün eve geldiğimde görünce çok sevindim. İfade ettikleri ile, zamanı gelen her çiçek açar. Sonrasında da yerini severse, ortamı iyi ise, şartlar uyunsa. Açsın diye bu orkide için en uygun yeri evde bulmaya özen gösterdim. Üç yıl önce işe baladıgımda gelen orkide açmamıştı, ilgilenmemiştim yeterince. Bu orkide'ye özellikle ilk geldiği gün dedim ki, iyi bakacağım ve çiçeklerin dökülse de tekrar tekrar açaçak. Yaşadığım bunun mutluluğu.
Ona da anlattım, açtığını görünce bağardım, korkudan iyi ki çiçek yere düşmedi.

Açtığın için teşekkür ederim Orkide kardeş, dün açmış olamn hele ki daha büyük bir hediye oldu, en azından bir süre de olsa olumlu duygulara neden oldun bende.

Bugün benim için önemli bir gün.

Bügünlerdeki hayat tanımım.

Hayat deneyimler ve olasılıklar demek.
Negatifi positife çevirme süreçleri demek
Korkuyu sevgiye çevirmek demek

Çiçek çoçuk aramızda Love is all you need..
Sevgiyide yukarıdaki tanımların altını doldurabilmek için kullanmak!

Sevdiğin için saygı duyyorsun, sevdiğin için sana uygun olmasa da koşul isteyerek bekliyorsun, sevdiğin için senin için en doğruyu seçeceğine dair güvenin oluşuyor, resmen oluşacak tüm duyguların temelinde sevgi olması gerekiyor.

İşte netlik şart, aşkta bazen çözülmeden kalabilir, beklersin.

Aşk durumum:
Başlanıp bitirilmemeli. ortalık bir yerde bırakılmalı. üzerine konuşulmalı. susulmalı.


İş'te posizyonum :
Flu




Pazar, Mayıs 27


Sene 2010, nedense bu fotografı çekmişim. Yaptığım projenin içinde dalış işleri olduğundan ve küçüklük tatil resimlerimin sinorkelli olmasından olabilir, bir tek gözlüğe tükürmek hala ters..

Uykusuz geçen geçen haftanın geçmesi ile birlikte bugün normal bir uyku ve yorgunluk seviyesine dönmüş vaziyetteyim, düşünmüyorum. Hatta bugün mesaj atacağım bir Ankara'lı arkadaşımın adını bile unuttum. Diğer bir arkadaşıma ilk harfini yazar mısın diyerek hatırladım.

Tatile şiddetle ihtiyacım varmış, birinden beklemek yerine, filmlerde olduğı gibi, kendime sarılıp ,senin bir tatile ihtiyacın var diyerek kendime bir tatil hazırladım. Son 4 yıldır kısa gittiğim Kaş'a uzun gidiyorum, hem de hiç denemediğim bir şeyi denemek ve öğrenmek üzere.

Bakalım nasıl olacak, şimdi tek hedef, Haziran, Yoga ve Kaş ve Sulara dalmak.
Düşüncelere dalmak beni kesmiyor. Bakalım suyun altında neler var.
Korkuyorum. Korkanı anlamak için korktugun bir seyi yapmak iyi gelebilir. Deneyeceğim.

Ormanda ilerken bir ay önce karanlıktan feci korkmuştum, suların altında durum ne olacak? Meraktayım.


Cumartesi, Mayıs 26

uyuyamıyorum.



Foto : benim eserim, geçen sene kaş, gündüz, mavi'nin mor ve sarı sandalyeleri. aynen ultra arzuladığım çoçukla ben gibi, kontrast. mor- sarı


bugün fark ettim ki etrafımda olan bitene karşı teflon değil süngerim. kendi halimde ve derdimde olsam da bire bir olan bitene,üzülene sevinene, digerinin kaybına sevinene filan kendi kedime içerliyorum. tesir ediyor. bu yazıda büyük harf bilerek kullanmıyorum bu arada yazının da bir tasarımı olabilir ve aslında imla kurallarına bile takılmamak gerekebilir, kimbilir? tek şart lütfen herkesi sakın "z" ile yazmayın ve durmadan ordan burdan arak ve ya var olanın birazını değiştirip osuruktan teyyare aforizmamsı laflar ile twit atmayın. yada atın, nasıl olsa bu tanımda twitlerin bile 234565 takipcisi var.
atın. kesin atın.

aksam uykum bir rezaletti. saat tam on gibi geldi bir gece önceden de bozuk olduğu için bende sandım ki, işte tamam, sağlıklı yoga moduna dönüş, sen istemesen de vucüt istiyor, zihnin deliricem ben düşünücem dese de içindeki ses yat arkadaşım durmadan aynı iki konuyu düşünme dengeni bul diyo. derken yattım, saat iki bilemedin iki bucuk zınk uyanıs, burdan ve ya şurdan bahsetmek istemeyeceğim kadar feci bir rüya ile uyandım. aklımdan çıkaramadıgım konulardan birinin çekici ve dürüst kahramanına "günaydın" yazdım.  içtiği için benim normal halime yaklaşan kafası ile "yok artık" yazdı. sevindim. insan bir kelimeye seviniyor bazen. hem de kel alaka bir kelimye.. ondan geldi diye sırf. ne yazdıgı önemli değilmişcesine..durum şiddetli istek ve arzulama ise kalp büyüyüp kocamn olup, kafanı yok edebiliyor.. beni mutlu eden mesaj sonrasında uzun uzun camdan dışarı baktım.  insanın kedi hali.  geçen arabaları saydım. insanları hayal ettim, barlardan çıkarken dans etmiş ev yolunda öpüşen, öpüşmeyen birbirine kıl olmuş, hala devam etmek isteyen.. uyku sersemi tüm o hallerdeki kendimi o sırada bana eşlik eden insanları düşündüm ve onların şimdi ne yaptıklarını. aklıma komik hediye sınıfından mark'ın aldığı -özge- marka pirinç geldi.. hırcınlık içinde açop koca paketi koridora ters yüz edişimde. haklıydım dökerken, dökmesem iyiydi tabi. sonra güldük ve öpüştük. şimdi o pirinç evde anı olarak dursaydı ben orda kendimi başka ifade etsem olmaz mıydı? aynı kişi gene  bebek'te bana aldığı dev kablumbaga'nın denize atılma hikayesine de konu olmuştu. bu sefer onda ipler kopmuş, ayrılıgı kabul etmek istemediği için sinirini  bebek sularına atıcam diye beni tehdit ettiği cansız dev kablumbaga'dan çıkaracaktı.  olduğum yerden ışık hızıyla, bebek'e gidip cansız dev kamlumbagı boğumaktan kurtarmış, göz yaşları içinde beni çok seven adamı bırakıp eve gelmiştim. çok sevdim çok sevildim. sarpa sarmadım, sıkılmışken durmadım. gidene kal demedim. iyi halt ettim.. oyunun kuralları belli, oyun belli, kuralına uymadan neden oyundasın? aynı oyunda şimdi bir camda kedisin. geldiğin nokta bu. bir de bir iki paranormal mesaj silsilesi 


son otuz gündür, karşımda  şüpheci ve kararsız olduğunu bildiğim kişiye gel de gel gör de gör öp te öp diyip ısrarcıyım, şüpheci ya, inansın diye bana. sessiz kalırsam bak gercek değilmiş sanar diye. delilik. kabul.  yattım ve dong mesaj geldi, "uyku". destur bismillah neden iletişim kurma isteği hem de tek bir kelime ile kendi ile ilgili.  ben de yattım iyi uykular yazdım. anlamsız iletişim, iki. iletişimdeyiz sen ona bak diye gülen bir kalp var içimde,  kafayı çoktan bulmuş kişi " aa nasıl uyandın" diye harika bir soru ile katıldı iletişime tekrar, aynı benim gündüz sorularım "sıfır alkollü halim" onun "5 jager içmiş haline" denk. güldüm halime, işim zor.. aramızda bir nevi saat farkı var.  evler uzak, işler bambaşka.. sonra biraz daha "naniklerden nanik beğen","dans ettim" "bittim" seklinde mesajlasarak uykuya daldım. ve pat! iki saat sonra uyandım, direk kardeşimi aradım rüyam gercek mi diye, ve değildi cok sevindim ve uyandım. kahvaltı sonrası uykulu bir zihin ile yazı yazıyorum. bir yandan kitap okuyorum. kahve içiyorum ve onu düşünüyorum.

tek soru, ne zaman göreceğim?

mesaj geldi, göcek kara sularında tatilde olan arkadasıma lütfen suya atla benim için demiştim, "girdim, yüzdüm çok rahatladım, ohh beeee!"yazmış..

evet bende çok rahatladım. biri senin yerine suya girebiliyor demek ki. uykusuzluk çok acımasız, seni direk aptallaştıyor. düşüncelerim komik geliyor şuan.

sevdiklerimi arayıp, rakı, balık ve roka olsam? 

düşüncelerim durur mu?
gözlerine kapıldığım adam yanımda belirir mi?

Perşembe, Mayıs 24

Dedi ve Kodu ( bu okudugum bir kitaptan, ben bulmadım)



Bazı sabahlarım vardır, öyle bir kalkarım ki.
Herşeyi bırakmaya sıfırlamaya gücüm olur.
Olmayanı oldurmaya, olmuyorsa yok etmeye isteğim olur.
Bugün o gün, Che modu. Devrim kaçınılmaz !

Bu hislerle ofise geldim. Genelde yukarıda anlattığım durumdayken Aslı'nın blog'una bir bakarım.
Aslı benim için özeldir. Onca farka ragmen, temiz sevgi herşeyin başıdır. Aslı'yı gördüğüm gün oturup konuştuğum gün sayısı bir elin parmaklarını geçmez bu arada. Hayatta benle aynı gördüğü bir sahne hep olur, onu okumak bana iyi gelir, hele ki "alayına isyan" yazılarının baş hayranıyımdır. İçinde oldugu vakur görüntünün altındaki iskankarı ilk görüşte anlamam onu zamanında en tepeye koyup kurcalamamanın baş sebebiymiş şimdi anladım. Kurcalayıp zorladık.a kaçan sonrasında farkeden ve konuşan yanı beni de onu da hep geliştirdi. Herkesin ağzındaki kişisel gelişimin gerçeğini deneyimledik biz, ağzımızdan ziyade kalbimizde bulduk gelişimi!

İçinde fikir olmayan olay sevmiyorum.
İşte Aslı'nın
http://aslisin.blogspot.com/2012/05/atarm-tuttu.html  yazısındaki tip insanlar bu olayları yaratıyor, fikir yok olay var. Olsun diye, boşluk dolsun diye. Gün geçsin diye belki de, kafalarındaki tınlamayı, kalplerindeki çınlamayı az duysunlar diye etraflarını çizgi filmlerde çıkan gereksiz kavgaların ifadesi olan toz bulutları ile kaplıyorlar, bizi de toza çamura boğuyorlar. Konu bizi boğmak değil, amaçladıklarının bu olduğunu düşünmedim hiç, orda bulunduğumuz sırada üzerimiz batıyor.

Bu nedenle nerde olduğuna durduğuna iyi bakmak gerekiyor, gene kendinde bitiyor, Jessica Abla'mı hayal ettim şimdi de, içim ısındı ve mutlu oldum.

Başkasının huzuruna mutlu olan insanlar arttsın ve etrafımızı sarsın..

Sevdiklerinizi sarın hep her zaman, zaman zaman değil.
Sevgi var. Bu yazıdaki sevgi Aslı, sana!


Fotograf:  İstanbul, U2 Irish Pub, Guinness Ağaç Ev'de bir süre yaşayıp doğa'da kalsam, geçer mi?

Çarşamba, Mayıs 9

Tat alamıyorum

Başlık kışkırtıcı oldu, mecaz kullanmadım bu sefer. Hastayım ve bu sabah rahatsızlıklarıma tat alamama eklendi.  İlac ve vitamini içmek içinde karnımı doyurmak istedim, hasta olunca yakınlarım bir şeye ihtiyacın olursa beni ara diyorlar, ben de tamam diyorum. Genelde her yerim kırılırken ve burnum aralıksız akarken, yerimden kalkmak çok zor gelirken bile kendime yiyecek bir şeyler hazırladıgımda neden diye soruyorum, neden aslında kendi kendime yapıyorum. Evet gelin demiyorum. Bazen bu durumdaki kendime üzülüyorum bazen de ne iyi işte aferim aslında herkes bunu yapabilir diyorum. Güçsüzlüğünün gücünü kullanan pek çok katılımcı var etrafımızda.
Fotograf : Berlin: La Cassarole, 2011

Bildiğim kadarı ile doymak için yiyeceklerimizin tadı çok önemli değil. Şimdi ise yediklerimin tadını daha önceden bilmesem hepsi bir birbiri ile aynı, zeytin ile peynir aynı tatta, elma da onlarla aynı tat. İnsanın hayal günü devreye giriyor, elma ile ilgili geçmiş kayıtları çağırıyor, o tadı düşünüyor ancak gene de aynı tatı alamıyor.

Derken ev telefonum çalıyor, ev telefonu çalma sesi tuhaf duygular veriyor insana, aslında çok eskide kaldı bile ev telefonu. Hala severim, telsize geçildiğinde de çok sevmemiştim, şişko dobiş telefonlar çevirmeli hep hoşuma gitmişti.

Ev telefonumdan Paris aradı, hastalıgın sorulması memnun ediyor, baskasının sesine benzeyen sesimle konusup moral buldum.

Burnum yanıyor, saatte 20 kez hapşurup akcigerlerimi hissederek geciyor günüm, inat ettim, sadece su ile burnumu temizleyeceğim bu da iki dakika da bir banyoya yürümem demek, zaten burnumdan saydam tertemiz bir şey akıyor, neredeki denge bozuldu ki, çok merak ediyorum. Biliyorum bir 24 saat daha beni yoracak ve geçecek sonrasında..

Yaşamı kendimize bir takım net çizgilerle ısmalarlayamadıgımız için turist ruhum bir anda  yerleşmek isteyip yerleşemeyince tadı kacmıstır belki, belli mi olur?  Kimbilir ?