Çarşamba, Kasım 25

tam 27.5 gün.

geçen ayki dolunaydan bugüne tam 27.5 gün geçti.

ay ana tanrıçayı temsil eder, dinlerim, saygı duyarım kendimden bir şey bulur, ona bakarken dalar giderim, osman dedemin uzağa gittiğinde çoçuklarıyla oynadığı oyunu anımsar gülümserim, "aya bakın, beni görün, ben de sizi göreceğim" halam anlatmıştı bana oyunu. dedeme bir göz kırpar, anar, hem de ay ışığında yıkanırım.

bu konuda okudukça arkadaşlarımın bildiklerini dinledikçe, ay ile olan paylaşımım artar oldu, ay ışığına boynumdaki ametist kolyeyi bırakmak, her dolunayda mümkünse yürümek, olabildiğince onun ışığından nasibimi almak isterim.

tam 27.5 gün önce gene bu nasibim neyse alayım yürüyüşünde kısmetime bir köpek çıktı. onunla ilk 21 günümü bir önceki yazımda anlattım. 21 sonrasındaki 7.5 gün en tatlı günlerimizdi diyebilirim. 21 gün kuralı devrede bu sefer ilk defa 21 gün her gün aralıksız neredeyse aynı saatte aynı şeyleri yapınca iliklerime kadar öğrendim.

geçen ay dolunay boğa'da gerçekleşti, kalp ve sağlam yaşamak konularını tek tek masaya yatırdım inceledim. aşkın peşine gittim, sevgim özlemim sapıklık sanıldı.sanılsın. bir kez daha karşındakinin kısıtlı, çarpık, kendi geçmişindeki korkuları, başına gelmiş geçmiş anılar süzgecine takılma ihtimaline tanıklık ettim. Buna rağmen devam kararı aldım, tekrar sevmeye DEVAM, aşık olmaya, DEVAM, duygularımın peşine bir köpek gibi takılıp gitmeye DEVAM. köpek gibi sevmek yerinde sahiplenme ve sadakat önemli duygular. kendimi biraz daha tanıdım, çapkın ama sadık olduğumu gördüm. etrafımdaki çoğu insanın ezberden yaşarken mutsuzluğu ile mutlu ne kendini ne başkasını sorgulamadan, kendini koklamadan havayı içmeden etrafı kemirmeden yaşadıklarını gördüm. bunları bana köpeğim Luna gösterdi. onunla sabah yürüyüşlerinde beynimdeki boğazımdaki düğümler çözüldü. onu izlerken kendime, kendimi izlerken insanlara gitmeye, kendimden yola çıkıp insanları farklı algılamaya, algıladıkça anlamaya sevmeye başladım. Sadece başladım.

bugün ise ayın ikinci fazı yani  dolunay, sanırım bende doldum. bu sefer cüzdanımı ay ışığına bırakıp yıkamayı düşünüyorum, bereketi simgeleyen kuru bakliyatları da yanına serpiştireceğim.

geçen dolunay bana Luna'yı gönderdi, bu dolunayda bakalım neler saklı?

Cuma, Kasım 20

21 gün



ilk gün..
senden önce gözlerindeki hüznü ve muzurluğu fark ettim.
durumundan hem memnun hem de allah gördüğünden eksik etmesin der bir halin vardı. özgür ruhlu bir o kadar da aşk insanı, itaatkar, sıkı sevgi dostluğu peşinde bir halin vardı.
terk edilmenin verdiği hüznü kısa sürede sokaklarda keşfettiklerin, tanığın kendi türün dostlara ek seni seven aralarına alan insanların sevgisi ile umuda çoktan dönüştürmüş, yeniden mutluydun.

o gece aya bakmak için üç senedir içine hiç girmediğim parka girip dolanmaya, dolunay fotoğrafları çekmeye başladım. sana rastlamamak için susam sokaktan geçmeden parka ulaştım, en son orada karşılaşıp koklaşmıştık. Kızım'ı özleyip ağlamıştım senin burnunu öperken. Park'ta bir köşeye geçtim seni ve parkı izlemeye başladım. bir gözüm sende bir gözüm dolunayda düşüncelerim ise her yerdeydi. senin de bir gözünün bende olması içten içe beni sevindirdi. içinde olduğum terk edilme, yargısız infaz yapay krizlerin verdiği yılgın kalp kırıklığında bakışların içimi ısıttı. sahip çıkma yardım etme hislerini ateşledi.

parkta şöyle bir dolandım, alsam neler yaşayabiliriz konulu gerilim filmi çektim kafamdan. son günlerde etrafa fırlattığım eleştiri oklarından en meşhuru "herkes bir diğerini başkası üzerinden tanıyor, eskiye referans vermeden benzetmeden etiketlemeden tanımaya çalışmıyor,  yeniye şans vermiyor, kendi korku filtresinden geçiriyor seni" bir baktım aynısını ben şimdi senin için yapıyordum, ya şöyle olursa ya böyle olursa derken korku sardı içimi. Korkunun sarması ile başkalarına korkak dediğim anlar geldi geçti zhinimden, sen hala dört nala koşmaktaydın. 
Tanıklığının beni bu derece kendimle yüzleştirmesi bana cesaret verdi. İyileşmek için bir adım, kendimi özledim dedim kendime. İstanbul'a Kızım'la taşınan 23 yaşındaki ben'i. 

O sırada sen oyundan yorulmuş kendi kararını çoktan vermiş bir eda ile  geldin ayağımın dibine kıvrıldın.

Ortak karar o an verildi. Sen benim köpeğim olacaktın. 

bana geçirdiğin güven hissine, ruhundaki özgürlüğe, çoşkuya evimi açıp senin enerjinle hem kendime hem de KIZIM'a olan vicdan borcumu ödeyecektim.




Enkaz Ruhlar

bir öğlen işten çıktı. kafasında varış noktası yokken indi merdivenleri.
bir taksi çevirdi, adresi verdi.

önce parka gitti, düşünmedi hissetti. kalbine destek verdi. zihnini susturdu, felaket senaryolarına nefes aldırmadı. kararlı adımlarla içinde bir yer kırılgan olsa da cesaretini öne çıkarmayı seçip apartman kapısına doğru ilerledi. hem korkuyor hem yapıyordu. yaşadığını hissettiği anlar çoğunlukla bu anlardı. kendine birbirine zıt iki duyguyu yaşattığı, her seferinde de sevgiden yana olanı seçtiği güçlendiği anlar. bir an hemen vazgeçip içinde olduğu hareketten aynı yoga asanalarında yanma ve acıma hissi çoğaldığında parça parça hareketten çıkarak tüm hareketin ona vereceği nihai fayda ve yorumu kaçırdığı anlarda yaptığı gibi kaçmak geldi içinden. arkadaşını aradı anlattı konuştu, korkusu dinsin diye, tam konuşmanın karşı taraf için heyecanlı kısmında kapıda "O" belirdi. gözlerinde saklamakta zorlandığı  şefkati sevinci kısa sürede diğer bir duygusu öfkeyle perdenlendi. yürümesini durdurmadan, "ne işin var senin burda?"dedi.

Aynı, ağır kanı donuk adımlarla karşındakini söndürüp üşüterek, dinlemeden geçip gitti yanından, arabasına binip uzaklaştı. İlk kavgalarında evden giderken öfkesine rağmen almayı akıl ettiği o kazak ve kazağın hafızasında açtığı o günün dosyası. Rahatlamıştı, ağlıyordu, dimdik ayakta durup kalbi beyni kalbi beyni kalbi beyni arasında gidip geliyordu kendi elini tuttu, tam karnında ikisini kavuşturdu ve bekledi. bekledi, taa ki ağlaması durana hissettiği aşk, aslında sevda bu dedi, içinden çünkü başlamış, olduğu haliyle kalmış, kopmuş, bağlanamadığı yerden kopmuş yoğun duygular gözlerinden akıp yola karışana kadar ağladı, ağladı.

anladı.
işte o an onu tanıdı. artık o, "o" değildi.
başkasıydı. ifade ettiği onca duyguyu arkada bırakıp gidebilen bir suretti.

anladı.
o'nda ağar basanın sevgi değil, nefret, şefkatiyle savaşan öfkesinin hep galip geldiğini anladı.
hissederek anladı, tıpkı yoga'da olduğu gibi.




Çarşamba, Kasım 11

Pati


10 Kasım anma töreni hazırlıklarını izlerken korkaklığın ve çıkarların böldüğü milletimi, tüylerim diken diken boğazım düğüm düğüm izleyerek, buruk, kırık hissederek metroya indim.

İstasyon boştu, sevindim. Sıkılan içime etrafımı çeviren boşluk su serpti.

Tren geldi, girdim içeri, arkama öylesine baktığımda içi dopdolu bir çanta ve üzerindeki pati logosu ile göz göze geldim. Dop dolu çanta kafamda yaşayan onca düşünce, kalbimde taşıdığım onca anıyı anımsatırken, pati logosu ise O'nu anımsattı.
Gülümsedim. gülüp geçmeyi tercih etmek yerine yıkıp geçmeyi etmek hangi çocukluk anısının izi olabilir?

Tesadüfler gelecekte olacaklar için yol notudur belki.
Sabah aklıma gelip geçenlere bir onay, o da seni düşünüyor demektir.
Toplan git demektir belki de.
Bilinmez.

Hayatı yaşanır kılan da bu bilinmezlik değil mi zaten.




Luna

bazen ansızın bir köpek çıkagelir, siz sonrasında ona göre şekillenirsiniz. aslında derinlerde özlemini duymuş olduğunuz bir duyguyu anımsar takılırsınız peşine. belki de ansızın çıkagelen köpekte sizin peşinize aynı duygularla takılmıştır. eskiden bir çizgi film vardı, seni seçtim pikaçu derdi, anımsadığım tek şey bu çizgi filme dair. bence seni seçtim diyebilmek çok romantik. çok derin hesapsız ve samimi. seçtim ve bilmiyorum aslında. sen olduğun kesin, sen olduğun sürece senin getireceklerin süpriz.