Çalışma odasını toplayabildim, kaybolan bir CD'yi bulucam diye yola çıktım ve derken toplandı, onca yazdıklarımı attım, birileri ile sırf anlaşabilmek için sayfalarca e-mail yazmısım ve şimdi şu an o mailler bana birşey ifade etmiyor, anlaşmak için öncesinde bu kadar yazışılmaz ki.
Etraf şu an dolabı içleri hariç istediğim gibi, orada da fazlalıklar var, ferahlık getirmem lazım, dolap üzerindeki bavulu ve kutuyu da kaybetmeliyim, rutubet kokuyor gibi hissettiğim dolabı bu tip depolama için kullanabilirim.
Çekmece almalıyım. Bir de turuncu yumusak raf, sırf bunlar için IKEA:'ya gidesim yok, Temel reis ile IKEA da ne yaprdık acaba, bir gün normal konusma ihtimali ve ben tam kendim gibi rahat o da kendisi gibi komik olabilecek mi?
Yapmam gereken ve son kez yapacagım bir iş var ve yapmadım, içimden gelmedi bir türlü, bazı dokümanlar sıkıntılı başlayınca sıkıntılı geciyor, yarın sabah erkenden uyanıp halletmek umudu ve dileği ile yatıyorum. Erken kalkıp bünyemi erken kalkmaya gene ayarlayacagım.
7 Subat:'a az kaldı.
Şubat ve Mart degişik deneyim ayı.
Ne güzel doğum günümde tam on ikide mesaj almıştım.. Pek hoşuma gitmişti. .Dört mevsimi tamamlamadan bu konuda emin olmayacağım, Temmuz 2011.
Pazartesi, Ocak 24
Cuma, Ocak 14
hastaysan yatarsın, düşünmene gerek yok.
Ölümlü olduğumu kabul ettiğim günler yaşıyorum, ek olarak diğer bir kabulde kontrolün bende olmadığı, bedenimde kontrol, yarın işe gidebilecek miyim, bilmiyorum, sabah ki ve akşam gniz akıntısının şiddetine ve beni ne kadar yoracagına bağlı bu durum.
Antibotik bünyeye üç günden sonra tesir edermiş, bu gün bahsettiğim dünlerden, 2.5uncusu, antibitik acısından hesap yaprsak 3. gün. Demek oluyor ki önümde biraz daha yol var.
Bugünün diğer bir kendime ispatı ise, evden iş yapıyor olmam ve sabah 7 uyanıp ceviriye oturmam, iş değiştirme niyetimin temelini oluşturan iyi günde kötü günde hastalıkta sağlıkta bu iş, ben bu işle evleniyorum, flirt etmiyorum ve aşk evliliği laflarımın birebir bana ispatı. İngilizce diilini kullanımda ne kadar gerilediysem de, keyif alarak ve ellerim terleyerek yatpım çeviriyi. Bir de bildiğim kısmı da kafamın içinde, işte 10 yılın boşa geçti, neden on yıl önce nerdeydin şeklinde varolan zihin dürtüklemeleri de olanıda yavaşlattı, kendimi düzeltmeye bunu şöyle desem daha iyi olur, a bir ssat ne çabuk geçmiş diyerek beynimi çalıştırdıgım için memnum oldum, hala bazı kelimeler aklımı rahatsız ediyor, daha ıyı nasıl denebilirdi acaba diye, gün içinde farklı meselelere kafa yormk isteğimin birebir karşılığı.
Bu yatalak günlerde kabul ettiğim diğer birşey ise, kalkacak halim yok yalanı, o dediğinde bişe hala kalkabiliyorsun, temel ihtiyaç söz konusu ile, beslenme ve kendine yemek yapıyorsun, biraz da endişe karışık işe, ilacı almadan tok olmalısın, üstüne benim takıntım, mideme zarar vermesin diye, aman sıkı yemeliyim komutu.
.kendi kendime pek güzel de baktım, içinde oldugum pacavra duruma rağmen, liğme liğme bir beden hissi, elimde ceviri, endişe ve kelimeleri ve dizilimleri hatırlama hali derken, bugün de bitiyor, öğlene kadar yatar çalısır, öğleden sonra direk uyku şeklinde geçen bu günümde tat alma yetimi de geride bırakarak, zihinsel tatlar için Fitzgerald, kısa hikayelerine başlayacağım..
Çalıştığım kurumun ismini telefuz edeceğim günü iple çekiyorum, bir de sonu olmadıgını bildiğim halde başlangıcında oldugum yolda gelişimimi..
Antibotik bünyeye üç günden sonra tesir edermiş, bu gün bahsettiğim dünlerden, 2.5uncusu, antibitik acısından hesap yaprsak 3. gün. Demek oluyor ki önümde biraz daha yol var.
Bugünün diğer bir kendime ispatı ise, evden iş yapıyor olmam ve sabah 7 uyanıp ceviriye oturmam, iş değiştirme niyetimin temelini oluşturan iyi günde kötü günde hastalıkta sağlıkta bu iş, ben bu işle evleniyorum, flirt etmiyorum ve aşk evliliği laflarımın birebir bana ispatı. İngilizce diilini kullanımda ne kadar gerilediysem de, keyif alarak ve ellerim terleyerek yatpım çeviriyi. Bir de bildiğim kısmı da kafamın içinde, işte 10 yılın boşa geçti, neden on yıl önce nerdeydin şeklinde varolan zihin dürtüklemeleri de olanıda yavaşlattı, kendimi düzeltmeye bunu şöyle desem daha iyi olur, a bir ssat ne çabuk geçmiş diyerek beynimi çalıştırdıgım için memnum oldum, hala bazı kelimeler aklımı rahatsız ediyor, daha ıyı nasıl denebilirdi acaba diye, gün içinde farklı meselelere kafa yormk isteğimin birebir karşılığı.
Bu yatalak günlerde kabul ettiğim diğer birşey ise, kalkacak halim yok yalanı, o dediğinde bişe hala kalkabiliyorsun, temel ihtiyaç söz konusu ile, beslenme ve kendine yemek yapıyorsun, biraz da endişe karışık işe, ilacı almadan tok olmalısın, üstüne benim takıntım, mideme zarar vermesin diye, aman sıkı yemeliyim komutu.
.kendi kendime pek güzel de baktım, içinde oldugum pacavra duruma rağmen, liğme liğme bir beden hissi, elimde ceviri, endişe ve kelimeleri ve dizilimleri hatırlama hali derken, bugün de bitiyor, öğlene kadar yatar çalısır, öğleden sonra direk uyku şeklinde geçen bu günümde tat alma yetimi de geride bırakarak, zihinsel tatlar için Fitzgerald, kısa hikayelerine başlayacağım..
Çalıştığım kurumun ismini telefuz edeceğim günü iple çekiyorum, bir de sonu olmadıgını bildiğim halde başlangıcında oldugum yolda gelişimimi..
Çarşamba, Ocak 12
lütfen sessizlik..
Konusmadım bugün hiç..Konuşamadım, olmadı. Kimse ile konuşmayınca cidden içindeki düşünceler tek tek sana ulaşıyor, sadece doktoru dinledim, ona bir kaç soru sorabildim, o da faranjit ile laranjit in farkı oldu.
Faranjitin iltihap yapmadıgı kesimi laranjit ilitihap yapıyor, komsu bölgeler. Biri bogaz duvarı, digeri ses telleri, hangisi hangisi kalmadı aklımda sonucta ikisi de bok durumda bende şu an ne fark eder, hangisi Levent, hangisi Armutlu.. Sesim kısık değil, yok.
Bu duygu korkutucu, rüyanda koşarsın da tehlike anında, bağarısan da duymazlar ya ona yakın, sadece etrafta gergin ve kosman gereken bir durum söz konusu değil. Normal yatakta öyle yatarak, arada ihtiyac nedeni ile, boğaz kuru soğuk su içerek çalışıyorsun. Okuyorsun.
Konuyu dağıtmak degil maksadım. UZUN ZAMANDIR yazmadım, özlenmişim, yazdıkça yazasım, silsile halinde çağarışımları dökesim geldi. Neden yazmıyorsun diyenler oldu, pek hoşuma gitti, anti parantez, içlerinden biri şunu dedi, yazılarında insanı insan yapan tıkanıklıklara iyi geliyordun, lütfen yaz.. .Diyemediklerimi sen diyodun ben rahatlıyordum, bu nasıl bir yorumdur, ve insanı mutlu eden bir manevi tatmindir ve her kıl olduğum yazıda kendime sorduğum soruların cevabıdır, şu an kendimi yıllarca sanatına küsmüş pek degerli yazar gibi hissettim.
Bir yazı okuyorum, sadece olandan bitenden bahsediyor, konu da sıkıcı, olanda biten de doğal olarak sıkıcı buna paralel, ve içinde duygu yok, gözlem yok, sana, bana bir çağarışım yok, zaten içtenlik hak getire.
Yazılar güya kendinden bahsetse bile, kendinden uzak.
Ağzı olan konuşuyor diye yanarken zamanında, şimdi, bilgisayarı olan yazıyor, hem de her gün sıçar gibi yazıyor, yazılar da tabiyatıyla bok gibi oluyor.
Sağlığa içmişim hep iyi ki yıllardır, sese duyarlı, yüksek ses sever, ses tonu manyağı, ses getireni sevme delisi ve ses vermeyeni anlama özrüm, hep bugün kendi sessizliğimde beynimde ses etmemden yankılandı, sessiz yankı daha da şahaneymiş, bugün tecrübe ettim. Memnunum..
İletişim kurmanın tek yolu ses degil, saglıklı bir beyin aslında. Bu nedenle, durduk yere herseyin başının iletişim oldugunu bilenler, işi bu olanlar, sessiz kalmasınlar, konuşmaktan zarar gelmez, faydası saymakla bitmez.
Akıntısını ekranda gördüğüm -cm- uzunluğunda bir iltihap akıntısı nasıl olur da beni boynum yokmuşcasına ve buna rağmen kafam neden hala aynı yerinde durabiliyor şaşkınlığını yaşatabilir. Yanma ve acı hissi ile başım, vücuduma bağlantılı değıl gibi hissediyorum.
Fara ve lara kardesler bana bunu yaptı işte.
Sesimi kesti, başımla vücüdümü ayırmadan ayırdı.
Sadece yazabiliyorum iletişim kurmak için, gerekmedikçe duman göndermiyorum, zira duman şu an bana çok çok zararlı. Nefes aldığımda da genzim esiyor hissi var, kışın eskiden kömür yandığında bir hava vardır, kokusu geniz yakar işte öyle bir esinti var boğazımda..
Konu boğazda geçince, can gerçekten boğazdan geliyor sorusu canlanıyor kafamda, canlandıgı gibi de cevap buluyor, çok dogru!
Halam için kurduğum iyileşme planları da devre de, CPU'dan o da bir yandan işlemekte.
Bir yandan şükrederken, onun için ne denli pasif bir üzüntü içinde olduğumu da bugün boğazımda kontroller yapılırken, gözyaşlarımın istemsiz olarak aktif hale gelmesi ile bir kez daha anladım.
Nasıl oluyor da boğazında o zabazingo ile yaşayabiliyor, yaşayabiliyor derken, delirmeden, katlanabilmek duruma.
Bu sessiz günümde duam, onun konusamadan da olsa sağlığını bulması, cidden konuşmak çok gerekli değil.
İletişim kurarken hele hiç değil.
Yazı var, aynı mekandayken göz var, el var.
Gönül faranjitinden saklasın içimizdeki hepimizi.
Faranjitin iltihap yapmadıgı kesimi laranjit ilitihap yapıyor, komsu bölgeler. Biri bogaz duvarı, digeri ses telleri, hangisi hangisi kalmadı aklımda sonucta ikisi de bok durumda bende şu an ne fark eder, hangisi Levent, hangisi Armutlu.. Sesim kısık değil, yok.
Bu duygu korkutucu, rüyanda koşarsın da tehlike anında, bağarısan da duymazlar ya ona yakın, sadece etrafta gergin ve kosman gereken bir durum söz konusu değil. Normal yatakta öyle yatarak, arada ihtiyac nedeni ile, boğaz kuru soğuk su içerek çalışıyorsun. Okuyorsun.
Konuyu dağıtmak degil maksadım. UZUN ZAMANDIR yazmadım, özlenmişim, yazdıkça yazasım, silsile halinde çağarışımları dökesim geldi. Neden yazmıyorsun diyenler oldu, pek hoşuma gitti, anti parantez, içlerinden biri şunu dedi, yazılarında insanı insan yapan tıkanıklıklara iyi geliyordun, lütfen yaz.. .Diyemediklerimi sen diyodun ben rahatlıyordum, bu nasıl bir yorumdur, ve insanı mutlu eden bir manevi tatmindir ve her kıl olduğum yazıda kendime sorduğum soruların cevabıdır, şu an kendimi yıllarca sanatına küsmüş pek degerli yazar gibi hissettim.
Bir yazı okuyorum, sadece olandan bitenden bahsediyor, konu da sıkıcı, olanda biten de doğal olarak sıkıcı buna paralel, ve içinde duygu yok, gözlem yok, sana, bana bir çağarışım yok, zaten içtenlik hak getire.
Yazılar güya kendinden bahsetse bile, kendinden uzak.
Ağzı olan konuşuyor diye yanarken zamanında, şimdi, bilgisayarı olan yazıyor, hem de her gün sıçar gibi yazıyor, yazılar da tabiyatıyla bok gibi oluyor.
Sağlığa içmişim hep iyi ki yıllardır, sese duyarlı, yüksek ses sever, ses tonu manyağı, ses getireni sevme delisi ve ses vermeyeni anlama özrüm, hep bugün kendi sessizliğimde beynimde ses etmemden yankılandı, sessiz yankı daha da şahaneymiş, bugün tecrübe ettim. Memnunum..
İletişim kurmanın tek yolu ses degil, saglıklı bir beyin aslında. Bu nedenle, durduk yere herseyin başının iletişim oldugunu bilenler, işi bu olanlar, sessiz kalmasınlar, konuşmaktan zarar gelmez, faydası saymakla bitmez.
Akıntısını ekranda gördüğüm -cm- uzunluğunda bir iltihap akıntısı nasıl olur da beni boynum yokmuşcasına ve buna rağmen kafam neden hala aynı yerinde durabiliyor şaşkınlığını yaşatabilir. Yanma ve acı hissi ile başım, vücuduma bağlantılı değıl gibi hissediyorum.
Fara ve lara kardesler bana bunu yaptı işte.
Sesimi kesti, başımla vücüdümü ayırmadan ayırdı.
Sadece yazabiliyorum iletişim kurmak için, gerekmedikçe duman göndermiyorum, zira duman şu an bana çok çok zararlı. Nefes aldığımda da genzim esiyor hissi var, kışın eskiden kömür yandığında bir hava vardır, kokusu geniz yakar işte öyle bir esinti var boğazımda..
Konu boğazda geçince, can gerçekten boğazdan geliyor sorusu canlanıyor kafamda, canlandıgı gibi de cevap buluyor, çok dogru!
Halam için kurduğum iyileşme planları da devre de, CPU'dan o da bir yandan işlemekte.
Bir yandan şükrederken, onun için ne denli pasif bir üzüntü içinde olduğumu da bugün boğazımda kontroller yapılırken, gözyaşlarımın istemsiz olarak aktif hale gelmesi ile bir kez daha anladım.
Nasıl oluyor da boğazında o zabazingo ile yaşayabiliyor, yaşayabiliyor derken, delirmeden, katlanabilmek duruma.
Bu sessiz günümde duam, onun konusamadan da olsa sağlığını bulması, cidden konuşmak çok gerekli değil.
İletişim kurarken hele hiç değil.
Yazı var, aynı mekandayken göz var, el var.
Gönül faranjitinden saklasın içimizdeki hepimizi.
banyo ışığı
ses ve ışık benim için hep önemli olmuştur, şu an ses yok, ışık var allahtan. biliyorum ki,şu an üzerimden karşımdaki karanfile yansıyan güneş ışığı bana iyi geliyor, şifa veriyor, boğazımın ağrısının bana verdiği boynum şu an yok peki ya kafan yerli yerinde nasıl duruyor hissini az da olsa azaltıyor. Kırmızıyız ya biz. Yeterli.
Cumartesi, Aralık 11
tesadüfi anlar ve durumların kayıtlarına hoşgeldiniz.
bundan sonraki yazılarım bunun üzerine olacaktır.
keyifle okumanızı dilerim ve isterim.
keyifle okumanızı dilerim ve isterim.
Salı, Kasım 23
Pazartesi, Kasım 8
Pazar, Kasım 7
receptör
Temel işlevi duyusal alıcılar (receptor) diğer nöronlar ve kaslar ile iletişim kurmak olduğundan, nöronun yapısı bedendeki diğer hücrelerin yapısından farklıdır.
Receptörler içeri, lafını anımsattı, yaratıcılıgı içinde gizli üzeri bulut kaplı bir arkadasımı aradım bu anımsama üzerine.
Duyusal alıcılarımızı içe dogru ceviriyoruz ve içimizi dinliyoruz, ordan gelenlere göre dışımızı algılıyoruz. Algılamayı seçmiyorz belki de yerine göre, içte kalıyoruz, daha gercek ve sen ve güvenli..
Sonrasında da malum kişi ile konusurken baska bir kavramdan bahsetti, az sonra arastırıp neymiş anlayacağım o kavramı, bu tür beslenmeden bahsediyorum, konusmalarda sohbetlerde ki tabii iletişim kurmakta kurabilmekte lazım, beslenmek ve beslemek için, kulağa çalınan yeni bir kavram, yeni bir kişi, gidilen film, alınan roman, deneline yöntem paylaşması beni cok memnun ediyor.
iyi pazarlar, en sevdiğim gün...
receptörler ve mekan olarak iç.
Receptörler içeri, lafını anımsattı, yaratıcılıgı içinde gizli üzeri bulut kaplı bir arkadasımı aradım bu anımsama üzerine.
Duyusal alıcılarımızı içe dogru ceviriyoruz ve içimizi dinliyoruz, ordan gelenlere göre dışımızı algılıyoruz. Algılamayı seçmiyorz belki de yerine göre, içte kalıyoruz, daha gercek ve sen ve güvenli..
Sonrasında da malum kişi ile konusurken baska bir kavramdan bahsetti, az sonra arastırıp neymiş anlayacağım o kavramı, bu tür beslenmeden bahsediyorum, konusmalarda sohbetlerde ki tabii iletişim kurmakta kurabilmekte lazım, beslenmek ve beslemek için, kulağa çalınan yeni bir kavram, yeni bir kişi, gidilen film, alınan roman, deneline yöntem paylaşması beni cok memnun ediyor.
iyi pazarlar, en sevdiğim gün...
receptörler ve mekan olarak iç.
oh be bugun yenıden dogdum kendi içimde..
16 saat uykunun ardından, sabah karsı uyanıp
karnımda agrı hıssetmek benı ne denlı mutlu etti anlamatam, sonrasında da yastıklara gömülü bir sekilde
kendimi bir 5 saat daha uykunun kucagına bırakmak, olan tenis oynamaya oldu ama tenis bizden anlayıs gösterir.
7 kasım, tam yeniaydan bir gün sonra, olan durum, aramıza hosgeldin..
karnımda agrı hıssetmek benı ne denlı mutlu etti anlamatam, sonrasında da yastıklara gömülü bir sekilde
kendimi bir 5 saat daha uykunun kucagına bırakmak, olan tenis oynamaya oldu ama tenis bizden anlayıs gösterir.
7 kasım, tam yeniaydan bir gün sonra, olan durum, aramıza hosgeldin..
Perşembe, Kasım 4
anlam
sadeleşmekte
sahip olduklarının ve sahip olmayı istediklerinin azalmasında
sessizlikte
sevip sayabildiklerinde
ses verip ses duyduklarında...
sahip olduklarının ve sahip olmayı istediklerinin azalmasında
sessizlikte
sevip sayabildiklerinde
ses verip ses duyduklarında...
L'age de raison
.tophane'den yürürken işte pazar geldiğin bir yere haftaiçi iş için geldin diyerek kendimle konusmaların yerebatan sarnıcından ayyuka yükseldiği u günlerde, neden yaşlı gözlerim derken bir taksi cevirdim. Setüstünden gecerken, zamanı geldi artık buralara tasınamanın diye gecirdim içimden, sonrasında sağıma bir baktım, 1996 yılında çnünde foto cektirdiğim ve yıkıldıgından neye dayanarak bilmiyorum, ama emin oldugum beşiktaştaki saatin yıkılmadıgını ve tüm görkemi ile orda ışık ışık durdugunu farkettim. Sevindim tabii.
gittiğim filmi yazıcaktım, aslında.
sonra.
gittiğim filmi yazıcaktım, aslında.
sonra.
Cumartesi, Ekim 30
6 sene önce bir zaman
book of answers kitabının da oldugu bir mekanda, adını vermicem cok bilindik,
bir takım kız, elimizden kitabı cekiştirp biz bakıcaz, buralar bizim yapmıslardı
hırs ve kıskanclık..
oralar sizinse zaten cümle içinde kurmanız gerekir mi?
kitabı eve götürmeyi hiç düşünmemiştik.
kızlardan biri sonrasında sevgilisinden de kıskandı,
ona da anlam veremedik..
neyse 6 yıl gecti, ögrendim ki, o kız o kız ve arkaası..
yazı okununca ekizokızı hissi verdi, bizim köyden komşular.
bir takım kız, elimizden kitabı cekiştirp biz bakıcaz, buralar bizim yapmıslardı
hırs ve kıskanclık..
oralar sizinse zaten cümle içinde kurmanız gerekir mi?
kitabı eve götürmeyi hiç düşünmemiştik.
kızlardan biri sonrasında sevgilisinden de kıskandı,
ona da anlam veremedik..
neyse 6 yıl gecti, ögrendim ki, o kız o kız ve arkaası..
yazı okununca ekizokızı hissi verdi, bizim köyden komşular.
done ve rıfat
bugün çalışma arkadaşlarım done ve rıfattı. vereceğimizine vin temizlikçileri, sabah onlarla karsılastıgımda suratları asık, hayattan bezmiş bir havaları vardı, kendine pek bir görev ayrımı sagamıs, bana herseyi en ince detaylarına kadar anlatıp anladın mı edasında olup, tüm işi yan çizmek, adam dinlememek ve ben biirim olan aslında tam benlik bir sahıs onları arabana hadsizce azarlamıs.
seytan dürrtü, bende o bana camarsıhane ile ilgili gene sorulmadan bence kur temzıleme ve diye baslayan bitmeyen tukenmeyen acıklamalar yaparken direk, sen al götür ve senin sorumlulugunda bunlar gittikleri ebata ıslak temizleme ve üyü olarak geri gelecekler dedim.
Done hanım, bana sen gibi davransalar ben mutfagı 7 kere silerim dedi,
herkes sevilmek istiyor, sevildiğini bilerek calışmak, o zaman severek çalışıyor..
yaptıgın iş, temizlikte olsa, doktorlukta. bende dokturumu sevmediğim için degiştirdiğim oldu.
bu konu karısık.
seviyorum sevmiyorum, sıcak soguk secimlerle bugüne kadar geldim.
yorulmusum yazamıyorum daha fazla.
sanırım temetık olarak
sevgi
sevdiğin iş için tuvalaet temizleyip çöp atmak
herkesin ne işte olursa olsun içinde büyüttüğü komplekleri karsıya yansıtması
iş secmesi
ben bunu yapamamları
nasıl gidip pazarlık yapmassın ve ya hiç yardımcı olmassın.
adam dinlemezsin ve dinlemediğin yanlıs bilgi ile kişilerin bir saatine mal olabilirsin.
kurtulus caddesinde, tasfırında yemek fena değil ancak etrafa baktıgımda burası da istanbul diyorum, zamanında eas istanbul burasıymış, diyorsun..gene de seviyorum. istanbul u ..burda etrafta gördüklerim ve kişiler ile bir bag kuramasamda, küçük pazarı andıran manavları sevdim. İtalya balkonlarından küçük fransız köylerinden sarken sardunyalardan bol bol sahip olunan sadece bir handa tek balkon olan evi sevdim, s ile başlıyor hanın adı ancak su an aklımda degil.
Salı günü konuk sanatcı getirirken özel gidip oranın fotografını cekiyor olacagım.
içeride done teyze celiktepeli mesela ve ben celiktepeyi hiçbiryere deişmem diyor,şimdi gidicem akşamları balkonumdan dısarı bir bakıcam oh tüm yorgunlugum gidecek diyor, o denli keyifli ki, memenun oldum. bizim sevgili teknik olmayan hiçbirseyden sorumlu durmayan, dinlemyen sinir bozucu bey ise gelip bu kişiyi azarlamış.
tatsız, gereksiz.
birde dün aksam gece bir suları uykumdan uyandım cebimde missed call vardı, eski bir sevgili..
sonra mesaj attım, hayırdır birini gördün de bana haber vermk için mi aradın, hayır kızııııım diye yıllar önce kulaklarımda cınlayan kırmızı perdeler zamanı sesiyle cınladı.. bugün arayaı dün gece benim cumhuriyet bayramımı kutamak için araıgını söyledi.
erkek psıkılojisi, içinden o gelmiş.
su an perdeler takılıyor
kimse akıl yurutmuyor tüm perdeler asılmıs ve pede arttı deniyor, herkes kendi işi hakkında ne olursa yaptıgı akıl yürütmeli
biri ince tül ve altta digeri de kalın ve ustte gibi dusunulmuyor veya artanları yanına assak daha da ıyı olabilir mi gibi, neden evde fazla perde cıksın?
bu bir cahil insan örneği okulsuz yani..
okullusu da var boyle ellemem dokumamam diyen
en guzelı herseye elleyıp dokunana kaldırıp konduran okullu veya okulsuz
konu cunku kumasında..
kumasında olmayan kişiler ise karın agrısı her an..
işin mutfagı bu ise, girdim, memnumiyet hakim.
sevdiğin bir iş ugruna gerekirsem tuvalet de temizlersin denir, mecazi yaptım.
iş tanımı ve içeriği de bana bağlı, herseyin bende düğümlenmesi gibi, o da bende düğümleniyor.
seytan dürrtü, bende o bana camarsıhane ile ilgili gene sorulmadan bence kur temzıleme ve diye baslayan bitmeyen tukenmeyen acıklamalar yaparken direk, sen al götür ve senin sorumlulugunda bunlar gittikleri ebata ıslak temizleme ve üyü olarak geri gelecekler dedim.
Done hanım, bana sen gibi davransalar ben mutfagı 7 kere silerim dedi,
herkes sevilmek istiyor, sevildiğini bilerek calışmak, o zaman severek çalışıyor..
yaptıgın iş, temizlikte olsa, doktorlukta. bende dokturumu sevmediğim için degiştirdiğim oldu.
bu konu karısık.
seviyorum sevmiyorum, sıcak soguk secimlerle bugüne kadar geldim.
yorulmusum yazamıyorum daha fazla.
sanırım temetık olarak
sevgi
sevdiğin iş için tuvalaet temizleyip çöp atmak
herkesin ne işte olursa olsun içinde büyüttüğü komplekleri karsıya yansıtması
iş secmesi
ben bunu yapamamları
nasıl gidip pazarlık yapmassın ve ya hiç yardımcı olmassın.
adam dinlemezsin ve dinlemediğin yanlıs bilgi ile kişilerin bir saatine mal olabilirsin.
kurtulus caddesinde, tasfırında yemek fena değil ancak etrafa baktıgımda burası da istanbul diyorum, zamanında eas istanbul burasıymış, diyorsun..gene de seviyorum. istanbul u ..burda etrafta gördüklerim ve kişiler ile bir bag kuramasamda, küçük pazarı andıran manavları sevdim. İtalya balkonlarından küçük fransız köylerinden sarken sardunyalardan bol bol sahip olunan sadece bir handa tek balkon olan evi sevdim, s ile başlıyor hanın adı ancak su an aklımda degil.
Salı günü konuk sanatcı getirirken özel gidip oranın fotografını cekiyor olacagım.
içeride done teyze celiktepeli mesela ve ben celiktepeyi hiçbiryere deişmem diyor,şimdi gidicem akşamları balkonumdan dısarı bir bakıcam oh tüm yorgunlugum gidecek diyor, o denli keyifli ki, memenun oldum. bizim sevgili teknik olmayan hiçbirseyden sorumlu durmayan, dinlemyen sinir bozucu bey ise gelip bu kişiyi azarlamış.
tatsız, gereksiz.
birde dün aksam gece bir suları uykumdan uyandım cebimde missed call vardı, eski bir sevgili..
sonra mesaj attım, hayırdır birini gördün de bana haber vermk için mi aradın, hayır kızııııım diye yıllar önce kulaklarımda cınlayan kırmızı perdeler zamanı sesiyle cınladı.. bugün arayaı dün gece benim cumhuriyet bayramımı kutamak için araıgını söyledi.
erkek psıkılojisi, içinden o gelmiş.
su an perdeler takılıyor
kimse akıl yurutmuyor tüm perdeler asılmıs ve pede arttı deniyor, herkes kendi işi hakkında ne olursa yaptıgı akıl yürütmeli
biri ince tül ve altta digeri de kalın ve ustte gibi dusunulmuyor veya artanları yanına assak daha da ıyı olabilir mi gibi, neden evde fazla perde cıksın?
bu bir cahil insan örneği okulsuz yani..
okullusu da var boyle ellemem dokumamam diyen
en guzelı herseye elleyıp dokunana kaldırıp konduran okullu veya okulsuz
konu cunku kumasında..
kumasında olmayan kişiler ise karın agrısı her an..
işin mutfagı bu ise, girdim, memnumiyet hakim.
sevdiğin bir iş ugruna gerekirsem tuvalet de temizlersin denir, mecazi yaptım.
iş tanımı ve içeriği de bana bağlı, herseyin bende düğümlenmesi gibi, o da bende düğümleniyor.
Cuma, Ekim 29
Cuma, Ekim 22
kadim dost coka'ya..
Coka Merhaba;
Madem bu bloga her an birsey olabilir ve sen baska bir aleme gidebilirsin hissi ile gelip okuyorsun, meraktasın, al sana bir yazı. Konu sensin, bu gün de bu oldu.
İçim içime sığmıyor, sabah dusta gene cok eglendim, bugün için kendimle konustum, şu an uykun var evet ama bir an önce uykunu unut ve işe git dedim. Teomanın o kadar güzelsin ki sarkısını, o kadar osmansın ki özge kaldım yanında diye çığlıklar atarak söyledim. Fonda beynimde bir yerde de dün aksam ki hint muziği..
Seninle konusmalarımızı ve dünyayı algıladıgımız ve önemlisi de dünyada algılayaMAdığımız yeri cok seviyorum.
İlelebet algılayamayacağımız çirkinlikler bize dokunmadan hep etrafımızda olacak, ve biz o sırada yerdeki salyangoza bakıyor ve ya bulutların varlıgı ve yoklugunu tartısıyor olabilir, biraz gercek biraz yalan yasarken kişiler, hep kendi gerceğimize sahip cıkıp, birbirimize ve yakınlarımıza hiç yalan olmayacağız.
Ben bunu hissediyorum ve yaşıyorum.
Kız kardeşin gibi seninle ilgili meseleleri üstüme alınıp mesele etmeyi de seviyorum.
Aramızdaki keyifli durum nerde nasıl basladı ve gelişti o kısmı kacırsam da, şu an olanla çok mutluyum. Birbirimizin hayatına açtığımız pencereler ve tanımadığımız hayatlara yaptığımız ve yapıyor olduğumuz dokunmalar ne tatlı. Bu hayatlar bunu kendi üstlerine alınsalar da ne fark eder? Helali hoş olsun. Farketmeden de dokunuyoruz etrafa. Dün akşam yanına gelip sana birşeyler fısıldayan kişi bunun kanıtı!
Aslında hep okurken kendimi iyi hissettiğim Küçük Prens romanından çıkmış gibisin.
Küçük Prens konulu konularda hep yanımda olman, saflığıma beni sevindirmene seviniyorum.
Şanslıyım.
Senin eserlerini bile bodozlama eleştirip, sevdim sevmedim dediğim zamanlar için de tesekkür. Bana bu lüksü sağlaman, senin tam bir insan olmandandır. Sen çizersin ben sevmem ve bu sadece çizdiğinle ilgilidir, senle değil. Yeri gelmişken beni çizdirtme ve sen çiz bol bol. Bana çizim takımı almayan utansın.
Şanslıyım, teşekkür ederim sana!
.ILUSTRASYON Coka İÇİNDEKİ de Coka.
Madem bu bloga her an birsey olabilir ve sen baska bir aleme gidebilirsin hissi ile gelip okuyorsun, meraktasın, al sana bir yazı. Konu sensin, bu gün de bu oldu.
İçim içime sığmıyor, sabah dusta gene cok eglendim, bugün için kendimle konustum, şu an uykun var evet ama bir an önce uykunu unut ve işe git dedim. Teomanın o kadar güzelsin ki sarkısını, o kadar osmansın ki özge kaldım yanında diye çığlıklar atarak söyledim. Fonda beynimde bir yerde de dün aksam ki hint muziği..
Seninle konusmalarımızı ve dünyayı algıladıgımız ve önemlisi de dünyada algılayaMAdığımız yeri cok seviyorum.
İlelebet algılayamayacağımız çirkinlikler bize dokunmadan hep etrafımızda olacak, ve biz o sırada yerdeki salyangoza bakıyor ve ya bulutların varlıgı ve yoklugunu tartısıyor olabilir, biraz gercek biraz yalan yasarken kişiler, hep kendi gerceğimize sahip cıkıp, birbirimize ve yakınlarımıza hiç yalan olmayacağız.
Ben bunu hissediyorum ve yaşıyorum.
Kız kardeşin gibi seninle ilgili meseleleri üstüme alınıp mesele etmeyi de seviyorum.
Aramızdaki keyifli durum nerde nasıl basladı ve gelişti o kısmı kacırsam da, şu an olanla çok mutluyum. Birbirimizin hayatına açtığımız pencereler ve tanımadığımız hayatlara yaptığımız ve yapıyor olduğumuz dokunmalar ne tatlı. Bu hayatlar bunu kendi üstlerine alınsalar da ne fark eder? Helali hoş olsun. Farketmeden de dokunuyoruz etrafa. Dün akşam yanına gelip sana birşeyler fısıldayan kişi bunun kanıtı!
Aslında hep okurken kendimi iyi hissettiğim Küçük Prens romanından çıkmış gibisin.
Küçük Prens konulu konularda hep yanımda olman, saflığıma beni sevindirmene seviniyorum.
Şanslıyım.
Senin eserlerini bile bodozlama eleştirip, sevdim sevmedim dediğim zamanlar için de tesekkür. Bana bu lüksü sağlaman, senin tam bir insan olmandandır. Sen çizersin ben sevmem ve bu sadece çizdiğinle ilgilidir, senle değil. Yeri gelmişken beni çizdirtme ve sen çiz bol bol. Bana çizim takımı almayan utansın.
Şanslıyım, teşekkür ederim sana!
.ILUSTRASYON Coka İÇİNDEKİ de Coka.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



