İçerikten bağımsız yazdıgım yazıya bakmayı da seviyorum. Bir anda post ettikten sonra oluşan görüntü hoşuma gidiyor.
Okumadan, o anlık içimdekileri buraya dökmek ve yollamak ..
bu blogun 2007'de ortaya çıkma nedeni, yazdıklarımı el yazımdan dolayı okuyamadıgım içindi, sonrasında blogların geldiği durum ve değişen dünya ile birlikte burası çok yorum alsa da oldugu gibi kaldı. Takipçiler edindi haklı olarak çünkü internette ve açık herkese.
Gene de okunma kaygısı ile yazmadım. Bazen şunu düşündüm, aslında her gün yazmalı ve beni takip edenleri güzel yazılara maruz bırakmalı, bazen yaptım, bazen de yapmadım..
Özgürlük bu.
Artık, kendim için disiplinli ve konulu bir yer istiyorum.
Yapacağım da.
10:18
Çıksam iyi olacak.
Çok acıktım ama sanırım yemeyeceğim.
Dayanılabilir.
Pazar, Ekim 23
Mor Mürekkep
Mürekkep'le başladım güne bugün.
Yazdım yazdım yazdım, kendime olan sorulardan ve cevaplardan oluşan yazılardı.
Mark Murphy aklımdan çıkmıyor. Twister parçasını söylerken zihnimde ve bedenimde olanlarda.
Parçadan beynime giden kelimelerin zihnimde ve kalbimde yaptıgı tetiklemelerin dışa vurumu.
Birazdan cihangir yoga İstinye'ye gideceğim. Yeni bir ders denemeye. Aslında bu derse bakışım biraz ara verdiğim shadow yoga'ya giriş ısınmaları. Bu hocayı seçmem ise yazılarını okuyup çok beğenmem. Yoga geçmişim eski olsa da, Yoga benim için çok önemli olduğundan hiç bir kurum veya hoca ile evlenemedim hep bir şey buldum benim için uygun olmaıdgını cıkaracak, ancak şu sıralar kafam değişti, yoga'yı bulmuşken gerisi detay. Kimden ögredniğinde bir yere kadar.
Yeniköy köşe lokmacı benim için çay bahçesi duruyor mu hala. Acım. Yemek yemesem iyi olur, başında power yazan bir derse gideceğime göe sanki yoga-fit tarzı bir şeyler olacak gibi geliyor. Bir de şunu istemiyorum, Stephanie derslerine katılma nedenim de buydu. Evet ben shadow yoga ile kendim tanıstım, ilk görüşte aşık oldum ancak shadow yoga'da birşeyler kompoze edilmiş hali, bundan beni sardı zaten, shadow yoga'yı olusturan diger componentleri neden gidip tecrübe etmiyim. Component tam sankritce oldu, yasasın, ne cabuk ögreniyorum!
Agzından çıkanı kulağın duyuyor mu lafı, tam bu zamanlar için geçerli.
Yazarken klavyeye bakmayı çok seviyorum. Bu yazıda aslında uzun zamandır içimde olan diger bir blog acma, tek bir blog acma, onun içinde herşeyin oldugu bir tek kapının ısınması.
Tek bir kapıdan girip, arka oda,teras, karanlık oda, kütüphane, kiler, mahzen, herşeyin bulunacağı bir koca ev, belki de şato. Zamanla anlaşılacak o.
Evde çıt çıkmıyor, güneş gözüme giriyor, aklımda Yoga bana küstü mü düşüncesi, vücudum benimle olacak mı? Bence o istiyordu uzun zamandır da ben ve zihnim nu yatapa cekiyorduk. Şimdi de sıra ona geldi yeterince ona pratik yaptırmadık diye bizi yarı yolda bırakabilir. Ne yapalım, bir saatin sonunda birşeyimiz kalmaz, sonrasında da oturup konuşur anlaşırız.
Tam bir saat sonra başlayacak ders, karnım çok aç, aslında yesem bir şey olmaz..
Deneyelim görelim.
Kahve ve yanında hafif bir ekmek peynir, iyi gelebilir.
Yazdım yazdım yazdım, kendime olan sorulardan ve cevaplardan oluşan yazılardı.
Mark Murphy aklımdan çıkmıyor. Twister parçasını söylerken zihnimde ve bedenimde olanlarda.
Parçadan beynime giden kelimelerin zihnimde ve kalbimde yaptıgı tetiklemelerin dışa vurumu.
Birazdan cihangir yoga İstinye'ye gideceğim. Yeni bir ders denemeye. Aslında bu derse bakışım biraz ara verdiğim shadow yoga'ya giriş ısınmaları. Bu hocayı seçmem ise yazılarını okuyup çok beğenmem. Yoga geçmişim eski olsa da, Yoga benim için çok önemli olduğundan hiç bir kurum veya hoca ile evlenemedim hep bir şey buldum benim için uygun olmaıdgını cıkaracak, ancak şu sıralar kafam değişti, yoga'yı bulmuşken gerisi detay. Kimden ögredniğinde bir yere kadar.
Yeniköy köşe lokmacı benim için çay bahçesi duruyor mu hala. Acım. Yemek yemesem iyi olur, başında power yazan bir derse gideceğime göe sanki yoga-fit tarzı bir şeyler olacak gibi geliyor. Bir de şunu istemiyorum, Stephanie derslerine katılma nedenim de buydu. Evet ben shadow yoga ile kendim tanıstım, ilk görüşte aşık oldum ancak shadow yoga'da birşeyler kompoze edilmiş hali, bundan beni sardı zaten, shadow yoga'yı olusturan diger componentleri neden gidip tecrübe etmiyim. Component tam sankritce oldu, yasasın, ne cabuk ögreniyorum!
Agzından çıkanı kulağın duyuyor mu lafı, tam bu zamanlar için geçerli.
Yazarken klavyeye bakmayı çok seviyorum. Bu yazıda aslında uzun zamandır içimde olan diger bir blog acma, tek bir blog acma, onun içinde herşeyin oldugu bir tek kapının ısınması.
Tek bir kapıdan girip, arka oda,teras, karanlık oda, kütüphane, kiler, mahzen, herşeyin bulunacağı bir koca ev, belki de şato. Zamanla anlaşılacak o.
Evde çıt çıkmıyor, güneş gözüme giriyor, aklımda Yoga bana küstü mü düşüncesi, vücudum benimle olacak mı? Bence o istiyordu uzun zamandır da ben ve zihnim nu yatapa cekiyorduk. Şimdi de sıra ona geldi yeterince ona pratik yaptırmadık diye bizi yarı yolda bırakabilir. Ne yapalım, bir saatin sonunda birşeyimiz kalmaz, sonrasında da oturup konuşur anlaşırız.
Tam bir saat sonra başlayacak ders, karnım çok aç, aslında yesem bir şey olmaz..
Deneyelim görelim.
Kahve ve yanında hafif bir ekmek peynir, iyi gelebilir.
Pazar, Ekim 16
dansez vous
çalıp uykuya demişken, hyde park'ta öylece oturmak isterken stockholm'e gitmek istedim.
ikisini de gidicem. sırayla. aklım fikrim nick hornby, tomris uyar, fitzgerald ve internette.
yazıda,yogada ve dansta. aşkta. sonuncusu benim kontrolüm dışında oldugundan fazla kafayı yormamak
lazım, şu an ki halim amelie'den hallice, bridget jones'a göz kırpıyor. filmine değil ama, helen fielding kitabındaki ikincisini "edge of reason" olan ikincisini rennes'e giderken ucakta bitirdiğim yıl 2000, halis mulis bridget jones.cümle düşük oldu çünkü o yıl bana .ok iey anımsattı tek bu cümlede bile. ölümler, aşklar, ayrılıklar, bavulda unutulan domatesler, paris buddha bar'da edilen danslar...sanırım kitabın ilkini uçakta okumuş devamı yok mu bunun diyip ikinci olanı iner inmez alandan almıştım. evet öyle olmuştu. helen fielding'in başka kitabını da aramış ama bulamamıştım.
sadece yatay geçen bu haftasonu aslında iyi geldi.
iki yüzlü kişilerden uzak olduğum bir hayat dilerim. kendime ve sevdiklerime.
2000 yılına sevgilerimle..
Cuma, Eylül 16
keşke kör ölüp badem gözlü olsaydı
ne kıymetli atasözlerimiz var. benim hikayem bir atasözünü ilk defa boşa çıkaracak nitelikte. benim bir arkadasım tam işlerini yoluna koymuş, üretmeye başlamışken öldü.
çok düşündüm neden diye, çok ağladım da. ölüme ağlamak her zamanki ağlamalara benzemiyor, sadece ağlıyorsun ve o lsa şimdi benim şunu yapmamı derdi gibi kendini o denli kaybediyorsun ki bir süre o şimdi ben bunu yaptıgımda şunu derdi en iyisi ben şimdi bunu değil onu yapayım yoluna giriveriyorsun.
hele ki sana en son dediği laflar yok mu? direk tek tek hayat geçirmeye başlıyorsun.
bir süre yanımızda gibi geliyor ki öyle de .
peki ya sonra
yılar geçince ne değişiyor.
hiç bir şey.
hala ağlıyorsun ve neden diyorsun?
çok düşündüm neden diye, çok ağladım da. ölüme ağlamak her zamanki ağlamalara benzemiyor, sadece ağlıyorsun ve o lsa şimdi benim şunu yapmamı derdi gibi kendini o denli kaybediyorsun ki bir süre o şimdi ben bunu yaptıgımda şunu derdi en iyisi ben şimdi bunu değil onu yapayım yoluna giriveriyorsun.
hele ki sana en son dediği laflar yok mu? direk tek tek hayat geçirmeye başlıyorsun.
bir süre yanımızda gibi geliyor ki öyle de .
peki ya sonra
yılar geçince ne değişiyor.
hiç bir şey.
hala ağlıyorsun ve neden diyorsun?
Pazartesi, Eylül 12
Cuma, Temmuz 8
üzerine yazacak bir şeyler al.
hayallerimin en büyüğü yazmak. en büyük hayalim yazmak. bu yıl 2009'da baslayıp bitmeyen başlayamayan işlerin başlama yılı..
Yazım bu.
Şu blog'da da eski moduma gelmeme seviyorum.
kafama göre yazma, dün Ipag magazinde bir yazardan bahsediyorlardı, kendine has bir yazımı olan noktalama işsaretlerine takmayan.. içerik her zaman önemli değil mi..Önemli.
İşte bu kadar.
Mavi mavi mavi..
kurnazlık ve biçim kaygısı olan yazıları sevmiyorum.kurnazlık ve biçim kaygılı
insanları da sevmiyorum, kendi biçimine takık tiplemeler mesela, tip sıkıcı, karakter eglendiricidir.
Yazım bu.
Şu blog'da da eski moduma gelmeme seviyorum.
kafama göre yazma, dün Ipag magazinde bir yazardan bahsediyorlardı, kendine has bir yazımı olan noktalama işsaretlerine takmayan.. içerik her zaman önemli değil mi..Önemli.
İşte bu kadar.
Mavi mavi mavi..
kurnazlık ve biçim kaygısı olan yazıları sevmiyorum.kurnazlık ve biçim kaygılı
insanları da sevmiyorum, kendi biçimine takık tiplemeler mesela, tip sıkıcı, karakter eglendiricidir.
Cuma, Haziran 17
Memnunum
Memnun, mecnun, mürşide..
Detaylar önemlidir, etrafımda mutlu insanlar, güzel işler.
Gerçek işler ve ölçülebilen işler, uçu başkasına dokunan ve onlara faydası olan işler.
Kendi içinde kontrolü olan ve sana sonuçu bildiren ve gösteren işler, paylaşılan işler..
Bol güneşler,
İyi işler.
Detaylar önemlidir, etrafımda mutlu insanlar, güzel işler.
Gerçek işler ve ölçülebilen işler, uçu başkasına dokunan ve onlara faydası olan işler.
Kendi içinde kontrolü olan ve sana sonuçu bildiren ve gösteren işler, paylaşılan işler..
Bol güneşler,
İyi işler.
Perşembe, Haziran 16
maksat muhabbet olsun..
Dün aya bakıp dedemi, sonra halamı sonra, babamı sonra ,annemi, sonra baannemin evini
yani 7 torun bize hep kucak açan, hepimizin özlemi, hem baba hem dede evini.
Sonra dün yazdığım yazı geldi aklıma, o yazıyı ben daha güzel yazamaz mıydım?
Tam da o arkadasıma karşılık vermemeye çalışıp, kendimce onu alttan alıp ortamı bozmama diğer insanalrı
germeme cabalarımla bir ve aynı fikirde bir yazı.
Evet, belki de onun 7 torunlu bir aile ortamı olmadı, hep bana hep bana, hep ben hep ben, durumu oldu.
Eski sevgilileri tarafından sakinleştirilmedi, anne ve babası hem destek hep yanında ve sen iyisin demedi ki
o da her zaman her ortamda ben, ben, ben ama ben, demekten geri alamıyor kendini, neden? Aslında sevilmek istiyor, değer verilmek istiyor. Bunların hepsi belki.
Sadece benim içimden geçen, sanırım bundan sonra hırçın'a canım ciğerim kadar sevdiklerime gösterdiğimden daha derin bir sevgi ve algı ile yaklaşmak. O da o kadarına yetebiliyor, çabasını gör hissi.
Sevmekle başlıyor, sevmeklede bitiyor bu yaşam.
Belki?
yani 7 torun bize hep kucak açan, hepimizin özlemi, hem baba hem dede evini.
Sonra dün yazdığım yazı geldi aklıma, o yazıyı ben daha güzel yazamaz mıydım?
Tam da o arkadasıma karşılık vermemeye çalışıp, kendimce onu alttan alıp ortamı bozmama diğer insanalrı
germeme cabalarımla bir ve aynı fikirde bir yazı.
Evet, belki de onun 7 torunlu bir aile ortamı olmadı, hep bana hep bana, hep ben hep ben, durumu oldu.
Eski sevgilileri tarafından sakinleştirilmedi, anne ve babası hem destek hep yanında ve sen iyisin demedi ki
o da her zaman her ortamda ben, ben, ben ama ben, demekten geri alamıyor kendini, neden? Aslında sevilmek istiyor, değer verilmek istiyor. Bunların hepsi belki.
Sadece benim içimden geçen, sanırım bundan sonra hırçın'a canım ciğerim kadar sevdiklerime gösterdiğimden daha derin bir sevgi ve algı ile yaklaşmak. O da o kadarına yetebiliyor, çabasını gör hissi.
Sevmekle başlıyor, sevmeklede bitiyor bu yaşam.
Belki?
Çarşamba, Mayıs 25
Badem ve Kaş..
Selamlar,
Kaş yaparken göz çıkarmadığım tek mekan olan Kaş'tan yeni geldim.
Kaş, göz yapmayan bir mekan orası, gökyüzü daha yere yakın, denizin suyunun insanın bedeninde kapladığı alan ve verdiği his daha yoğun, bir kere tam lacivert ve ya tam yeşil, net. Bulanık hiç bir zaman değil. Dört yıl önce gittiğimde aynı anda bir anda sürü halinde yukarı zıplayıp suya dalan Balık ekibi ile büyülenmiş, aralarında olmak istemiştim, onları öylece ilk defa iskeleden görüp.. Denizde çıt çıkmazken bir anda yükselip, estetik ve gene ses çıkarmadan aynı çıktıkları gibi geri suya dalışları.
Bu sefer, denizde Badem ile karşılaştım. Javier Bardem değil, Fok Badem...eğer diğeri olsaydı zaten gözgöze gelir gelmez ona doğru yüzer ve direk dudaklarından öperdim. Bu karşılaştığım Fok Badem. Almış başımı ilk hedefimiz Mais adası diye yüzerken bir karaltı sonra bir karaltı ve iki net karaltıyı görünce, görme anı, gördüğümü isimlendirme ve arkamı dönüp hızla karaya doğru yüzmem bir oldu.
Bir fok sana değse ne yapar? Belki de harika bir şey olacaktı.
Benim için sadece burnunda top çeviren şirin kişi, onun alanında beni görünce burnunda mı çevirir, omuzumu mu dürter, bıyıkları gözüme yanlışlıkla girer mi? gibi sorularla, arayı açtım, arkama bakmadan yüzdüm. Aslında şimdi yazarken düşündüm de arkama bakarak yüzsem, daha fazla gözlem şansım olabilirdi. Sırt yüzmeyi de hem sever hem de bilirim. Korku bu işte, bir kere sana sinyalini vermesin.
Fok severim. Görünce de kaçıyormuşum, çelişki.
İyi bir gün olsun!
Kaş yaparken göz çıkarmadığım tek mekan olan Kaş'tan yeni geldim.
Kaş, göz yapmayan bir mekan orası, gökyüzü daha yere yakın, denizin suyunun insanın bedeninde kapladığı alan ve verdiği his daha yoğun, bir kere tam lacivert ve ya tam yeşil, net. Bulanık hiç bir zaman değil. Dört yıl önce gittiğimde aynı anda bir anda sürü halinde yukarı zıplayıp suya dalan Balık ekibi ile büyülenmiş, aralarında olmak istemiştim, onları öylece ilk defa iskeleden görüp.. Denizde çıt çıkmazken bir anda yükselip, estetik ve gene ses çıkarmadan aynı çıktıkları gibi geri suya dalışları.
Bu sefer, denizde Badem ile karşılaştım. Javier Bardem değil, Fok Badem...eğer diğeri olsaydı zaten gözgöze gelir gelmez ona doğru yüzer ve direk dudaklarından öperdim. Bu karşılaştığım Fok Badem. Almış başımı ilk hedefimiz Mais adası diye yüzerken bir karaltı sonra bir karaltı ve iki net karaltıyı görünce, görme anı, gördüğümü isimlendirme ve arkamı dönüp hızla karaya doğru yüzmem bir oldu.
Bir fok sana değse ne yapar? Belki de harika bir şey olacaktı.
Benim için sadece burnunda top çeviren şirin kişi, onun alanında beni görünce burnunda mı çevirir, omuzumu mu dürter, bıyıkları gözüme yanlışlıkla girer mi? gibi sorularla, arayı açtım, arkama bakmadan yüzdüm. Aslında şimdi yazarken düşündüm de arkama bakarak yüzsem, daha fazla gözlem şansım olabilirdi. Sırt yüzmeyi de hem sever hem de bilirim. Korku bu işte, bir kere sana sinyalini vermesin.
Fok severim. Görünce de kaçıyormuşum, çelişki.
İyi bir gün olsun!
Cuma, Mayıs 20
Gidişinin 15. Yılı
İndim metrodan,hava aynen gözlerim gibi bulutlu.. metroda"öyle sarhoş olsam ki" çalan saksafoncu genç kişi beni hüzne boğmuştu. burun direği sızlatan kalp üstü sızısı. bu sızı benimle ilgili değil, bana geçen bir sızı. ruhumun derinliklerinde ve ya genlerimden geçen bir his. bu parça hep önemli oldu, hem tesir etti, her fırsatta da çıktım söyledim. benim parçam. halamın parçası, amcamın ve babamın. aile ilgili bir parça bu parça.
tanju okan'ın sesindeki buğulu derin ve boğuk eşlikte tam geliyor, dinlerken..
adama da 5 lira kağıt para verdim. sesin, kişinin, evin sana ne his verdiği ve ne hatırlattığı ne kadar önemli. derken, gözyaşlarıma herzaman ki gibi hakim olamadım ve özgürce akarken yaşlar, şükürler olsun dedim, bugüne ve bugün böyle hissetmeme neden olan hayatımdaki herkese.. İstiklal kitabevinin D&R olmasına kısa süreli, şok ve olacağı buymuş demek ki diye üzülerek içeri girdim. amacım raflara öylece bakıp daha önce hiç birlmediğim okumadğım bir yazarın kitabını alıp çıkmaktı. kitabu buldum ve aldım. kitap elimde Tanju Okan aklımda yürüdüm, kasaya. kasada öğrendim ki istiklal kitapevinin sahbi artık çlışmak istemiyor ve bodrum'da yaşamak istiyormuş. bu nedenle çalışanları ile birlikte satılmış, istiklal kitapevi.
kasada bir CD. ingilizce ve italyanca şarkılar.. "Tanju Okan-Sahnede" yazıyor ve kendisinin çok yakışıklı bir gençlik resmi. gözleri şahane bakıyor, sesi zaten bildiğimiz.
ilk şarkı, shadow of your smile.. mesajın önde gideni bu bugün bana.
şu an dinliyorum.
Nur içinde yat, var ol ve nur ol!
Canım Tanju Okan..
Bardaklar dolsun..
Şerefe şerefe...
Sevgimizi hiç bozmadan...
tanju okan'ın sesindeki buğulu derin ve boğuk eşlikte tam geliyor, dinlerken..
adama da 5 lira kağıt para verdim. sesin, kişinin, evin sana ne his verdiği ve ne hatırlattığı ne kadar önemli. derken, gözyaşlarıma herzaman ki gibi hakim olamadım ve özgürce akarken yaşlar, şükürler olsun dedim, bugüne ve bugün böyle hissetmeme neden olan hayatımdaki herkese.. İstiklal kitabevinin D&R olmasına kısa süreli, şok ve olacağı buymuş demek ki diye üzülerek içeri girdim. amacım raflara öylece bakıp daha önce hiç birlmediğim okumadğım bir yazarın kitabını alıp çıkmaktı. kitabu buldum ve aldım. kitap elimde Tanju Okan aklımda yürüdüm, kasaya. kasada öğrendim ki istiklal kitapevinin sahbi artık çlışmak istemiyor ve bodrum'da yaşamak istiyormuş. bu nedenle çalışanları ile birlikte satılmış, istiklal kitapevi.
kasada bir CD. ingilizce ve italyanca şarkılar.. "Tanju Okan-Sahnede" yazıyor ve kendisinin çok yakışıklı bir gençlik resmi. gözleri şahane bakıyor, sesi zaten bildiğimiz.
ilk şarkı, shadow of your smile.. mesajın önde gideni bu bugün bana.
şu an dinliyorum.
Nur içinde yat, var ol ve nur ol!
Canım Tanju Okan..
Bardaklar dolsun..
Şerefe şerefe...
Sevgimizi hiç bozmadan...
Salı, Mart 1
giriyorum ben bloga.
girdim girmesine de ne geyiktir bu tanrım. cok sıkıldım.
2007'de bok varmıs gibi yazdım buraya, ne güzeldi defterlerim günlüklerim.
burnum nasıl akıyor, neyin mesajıdır bu tanrım.
mart sanki mart degil ben sanki ben değil
ufaktan da olsa mucize bekliyorum.
olanla bitenle aramda bir koton tül perde olsun.
tül sevmem de tül görüntülü yüzdeyüz koton olsun
blogunu ice göster nasıl bir türkçedir.
yazı yoga yalın yogurt yavan günler geciyor.
cok sıkıldım demişmiydim?
rakamlardan nefret ettiğimi eklemişmiydim?
televizyona bakıyorum tiplere bunlar kim diyorum.
erbakana bakıyorum sonra aileme kendime bakıyorum
noluyor diyorum.
nerdeyim ben
ben mi yanlıs geldim
etraftakiler mi gereginden fazla etrafımda
şaşıra şaşıra
döndüm şaşkına.
gene de şükür ilham perileri etrafımda balık bunlar genelde.
kız balıkları seviyorum ama bazılarını
balıklar cesit cesit bazısı vazgecilmezlerimden..
bal
balık
mart
art
sevdiğim dört kelime.
üşüyorum.
okudugumu anlamıyorum.
anladıgım bazı şeyler var, acı veriyor.
işte böyle bir gün.
2007'de bok varmıs gibi yazdım buraya, ne güzeldi defterlerim günlüklerim.
burnum nasıl akıyor, neyin mesajıdır bu tanrım.
mart sanki mart degil ben sanki ben değil
ufaktan da olsa mucize bekliyorum.
olanla bitenle aramda bir koton tül perde olsun.
tül sevmem de tül görüntülü yüzdeyüz koton olsun
blogunu ice göster nasıl bir türkçedir.
yazı yoga yalın yogurt yavan günler geciyor.
cok sıkıldım demişmiydim?
rakamlardan nefret ettiğimi eklemişmiydim?
televizyona bakıyorum tiplere bunlar kim diyorum.
erbakana bakıyorum sonra aileme kendime bakıyorum
noluyor diyorum.
nerdeyim ben
ben mi yanlıs geldim
etraftakiler mi gereginden fazla etrafımda
şaşıra şaşıra
döndüm şaşkına.
gene de şükür ilham perileri etrafımda balık bunlar genelde.
kız balıkları seviyorum ama bazılarını
balıklar cesit cesit bazısı vazgecilmezlerimden..
bal
balık
mart
art
sevdiğim dört kelime.
üşüyorum.
okudugumu anlamıyorum.
anladıgım bazı şeyler var, acı veriyor.
işte böyle bir gün.
Pazar, Şubat 27
Kilit açan kelimeler
Yapmayi en cok sevdigim yazmanin olmassa olmazi kelimeler, sözcükler. Sözcük daha güzel benim icin mesela,yazimin konusu tam da bu. Bana sözcük kelimeden daha cok tesir eder. Dert, mesele demek ve diyenler. Sahane, harika yerine. Superi cok severim. Mesela super sözcügünû tek gecerim demem, cok severim derim. Bazen de aklinda olmayan ama bildigin ve karsilasmayi beklemedigin an bir sözcük cikar karsina gül gül ölürsün. Hem de komik değilken ne sôzcük ne de anlami. "Hazardous" mesela. Tehlikeli gibi manasi var, dangerous,'ın havai kullanimi. Çok komik. Kalp mesela yürek yerine. Bir de tanistiginizda karsidaki biriyle kaynasma hoslanma hisleri de karsilikli kelime secimlerinizle alakali olabilir. Ayni dili konuśmuyoruz bizin tersi, ayni dili hemde ayni kelime secimleri ile konusuyoruz. Aferin bize.
Pazartesi, Şubat 14
jay jay johanson
tam kapıdan çıkarken arkadasım aradı, sahneden indi ve konustuk dedi. ben cıkana kadar bitti, tabii şimdi de neden 6'dan beri çıkmadım, az sonra yıllardır sevdıgım sarkılarla konserli bir pazartesi gecesi gecirecektim.
harekette bereket vardır, hemen yola koyulmalı, oturdugun yerde oturmak kime ne kazandırmıştır. neden atıl kaldım, bir kendime verdiğim söz aslında beni tutu, dogruya dogru, 2 ay gece cıkmayacaksın ve yoga için altıda kalkıyor oldugun ıcın nefsine hakim olup eglencelere dalmayıp erken yatıp erken kalkacaksın, tabii bu kuru kuru bar gezmesi degildi, ı believe in you you believe in me how come that you dont believe in us
sözlerinin tok bir tonda kulaklarımda bangırdaması gecesiydi, şu an sarımsak etkisi gecti, kendime geldim, enerjim de geldi, dolapta puding ve jay jay davetlisi onun konserine gitme fırsatım yok bir tek..
nasıl olsa o bizden gene gelir, fransa'dan gelen özü'ye sevgilerimle posteri nerde acaba? taşın taşın boktur işin, taşınmalarım bir başka yazının konusu zaten.. 2000 yılı rennes maceramın bir başka yazı konusu oldugu gibi ve 2001 sevgililer gününde elimde çicekler arabadan indiğimde elinde çiçekler beni bekleyen diger bir kişinin varlıgının da baska bir yazının konusu oldugu gibi.
bir kadeh jameson ve jay jay eşliğinde ve kitap ve uyku..j ile baslayan bir yazar var mıdır ki kütüphanemde, raflar bu arada çok tozlnamıs ve güneşten kitaplar renk değiştirmiş, fazla nostaljik bir hava sezdim, kapalı balkon kütüphanemde..
harekette bereket vardır, hemen yola koyulmalı, oturdugun yerde oturmak kime ne kazandırmıştır. neden atıl kaldım, bir kendime verdiğim söz aslında beni tutu, dogruya dogru, 2 ay gece cıkmayacaksın ve yoga için altıda kalkıyor oldugun ıcın nefsine hakim olup eglencelere dalmayıp erken yatıp erken kalkacaksın, tabii bu kuru kuru bar gezmesi degildi, ı believe in you you believe in me how come that you dont believe in us
sözlerinin tok bir tonda kulaklarımda bangırdaması gecesiydi, şu an sarımsak etkisi gecti, kendime geldim, enerjim de geldi, dolapta puding ve jay jay davetlisi onun konserine gitme fırsatım yok bir tek..
nasıl olsa o bizden gene gelir, fransa'dan gelen özü'ye sevgilerimle posteri nerde acaba? taşın taşın boktur işin, taşınmalarım bir başka yazının konusu zaten.. 2000 yılı rennes maceramın bir başka yazı konusu oldugu gibi ve 2001 sevgililer gününde elimde çicekler arabadan indiğimde elinde çiçekler beni bekleyen diger bir kişinin varlıgının da baska bir yazının konusu oldugu gibi.
bir kadeh jameson ve jay jay eşliğinde ve kitap ve uyku..j ile baslayan bir yazar var mıdır ki kütüphanemde, raflar bu arada çok tozlnamıs ve güneşten kitaplar renk değiştirmiş, fazla nostaljik bir hava sezdim, kapalı balkon kütüphanemde..
hepsibiryasonunda...
bugün tüm gün kafamın içinde yazdım. yürüdüm yazdım. arada baktım olmuyor, telefona kaydettim düşüncelerimi,ferhan sensoy der ki esas yazar kafasında yazandır. uyandım, kendime saat 6.'da uyanamanın hesabını sorup stresini yarattıgmı gördüm, diger bir stresim döşemcide olan koltuk ve bana düşündürdükleri idi, digeri ise, 14 gün önce meydan gelmiş olayın gene aklıma gelmesiydi. elimde olupta çözebileceklerimi çözeyim diye düşündüm, telefonuma yoga in bed yazdım ve karşıma bir dolu, tam benim modumda olan kişilere sanırım yaratılmış yatak içinde yoga hareketleri olan videolara cıktı, ve onlardan hareketler yaparak yatakten yere indim ve direk salona geldim.şu an elimde olan kitabı bitirdim, kendimi editor ve ilk okuyan olarak kitabı cok özel hissettim ve bir dolu kavramsal fikir geldi aklıma ve kitabın gidişine yön verdiğim için pek tatmin olmuş hissettim. ikinci stres kaynagım olan döşemecideki koltuğa geçtim, evden çıktım yürüyerek, arnavutköy'e ulaşmak amacıyla yola koyuldum. derken az önce uyurken, corbanın içine attıgım sarımsak coklugu uyku verdi ve uyukaldım, rüyamda birini ve pıding gördüm, yapabileceğim olan riyayı gercekleştirip gittim puding istedim ve yaptım, tam o sırada, jay jay joahnson'dan haber geldiğini ve toplantıya gideceklerini söyleye arkadasımın daveti ile içim heyecanlandı fakat zaman kısıtı ve sarımsak uyuklaması nedeni ile gidemedim, metroya taksi ordan metrodan ilgili yere yetiş için zamanım yoktu, yaşlandım mı dedim, hayran oldugum bir insanla iş konusma ve onun sarkı söylemeyen sesini duyma fırsatını degerlendirmemiş, ya yetişirsem değil, nasıl olsa yetişemem zaten çok uykum var ihtimalini pekiştirip, pıding yapmaya devam etmiştim, 12 yıldır begendiğim bir şarkıcı, ilk begenme anımda sesini duyup, sefahathane'de cd kabnı sormustum, mavi gömlekli incenik ineze bir adamdan dean martin -leonard cohen karısımı bir ses cıkmasıydı benı ben bu kişiyi bundan sonra severim dedirten, saclarını uzutaıp yarısını kazıyıp turuncu yapana kadar da sevdim, klasik yanı hosuma gitmişti.. arnavutköy'e yürürken bebek yokusunda yeşil renkli küçük papagan gordum bir dalda üç tane fotograf cekerken uctular, aklım jay de kaldı, arkadasımı aradım hala beklıyorum dedı, arkadan sound check sesleri gelmekte, ve henuz konusmamıslar, şimdi cıkıp gitsem yetişir miyim derken, gene içimde bir heyecan akısı baş gösterdi. Gidiyorum...
Pazar, Şubat 13
yarıda kalmak.
Uyandım uyudum uyandım uyudum uyandım, uyudum,uyandım derken kalktım. Saat sanırım üç civarı, güneş duşu öyle bir düşüyordu ki, kendime başka bir deger kattıgımı anladım bu evde, bundan sonrasında dışun güneş almasını istiyorum ben. Yıkanmak beni rahatlatırken, suyla birlikte bir çok sey akıp giderken üzerimden bir de gölzeri kapatınca güneşe doğru durduğumda oluşan sarı renk beni rahatlatıyor, sessiz ve düşüncesiz kılabiliyor, aynen, hoşçakal demekte zorlanıp ancak içimde onu tutup uzaklaştıgım kişiyle öpüştüğüm an olanlar gibi bir his. O an renk sarı degil daha koyu ve tok bir renk, rengi belli degil. Mavi belki, soğuk bir kadar da koruyucu bir renk.
Yukardaki fotoyu sabah cektim, uyanıp kahvem olurken salona geldiğimde, dün keyifle hazırladıgım mantıdan bozma yemeğimi telefondan aldıgım haberle nasıl yarıda bırakışım. Etkisinden kurtulamadığm bir olay bu. Filmde izlesem bile etkilenirken ölümden, yakınlarımın çok yakını benimse iş hayatında ışıklı bulduğum, ne gercek ve zeki dediğim biriydi. Kötülere birşey olmaz lafı doğru mu ya? LAflar kelimeler, bugün düşünm.k için ve üretmek için uygun gün degil, içmek ve okumaky için uygun bir gün..Yazmak için de uygun degil .Çıkan herkelime cümle, sorgu ve saskınlık olur, zekanın ötesinde bir boyutta anlayabileceğimiz bir durum ölüm.. kabul etmesi de mecburi, sana kalmamış, ve sorulmamıs ve olmuş.. Sadece aşık gitmek yüksek bir mutuluk mertebesinden gitmek ise giden ruhsal olarak şu an iyidir diye düşünüyorum, dedim ya, bugün yazmasam iyi olur, aklıma gelen her kelime bu tatta.
Yukardaki yemek gibi başından kalkılan ve birdaha dönülmeyecek bir hayat ... Dalga boyu saturn, ay belki hatta.
Cumartesi, Şubat 12
aşık ölmek güzeldir..
Prenses Di'de aşık ölmüştü, aynen bugün duyduğum olay kadar beni sarsan bir hikayeydi o da.
Telefonum çaldı, çok sevdiğim bir ses, kötü bir şey oldu dedi, ilk sorum, ölümlü kötü mü? oldu.
İnsan kelimelerine daha sık dikkat etse, sarfetikce kendini ve korkularını daha cabuk kavrar.
3 Şubat günü tam arka çapraz masamızda yemek yiyen biri şu an yaşamıyor.
İş hayatımda zekası ve ışığı ile nadir aklımda kalan biriydi.
Nur içinde olsun, ölüm ona iyidir belki de, yaratan üreten birilerinin bu dünyadan gitmesi beni çok üzer.
Kafam ağarlaştı, ona yakın oldugunu bildiğim herkese baş sağlığı diledim, ben bu durumdaysam
onlara iyi olmaları için sabır diliyorum.
Telefonum çaldı, çok sevdiğim bir ses, kötü bir şey oldu dedi, ilk sorum, ölümlü kötü mü? oldu.
İnsan kelimelerine daha sık dikkat etse, sarfetikce kendini ve korkularını daha cabuk kavrar.
3 Şubat günü tam arka çapraz masamızda yemek yiyen biri şu an yaşamıyor.
İş hayatımda zekası ve ışığı ile nadir aklımda kalan biriydi.
Nur içinde olsun, ölüm ona iyidir belki de, yaratan üreten birilerinin bu dünyadan gitmesi beni çok üzer.
Kafam ağarlaştı, ona yakın oldugunu bildiğim herkese baş sağlığı diledim, ben bu durumdaysam
onlara iyi olmaları için sabır diliyorum.
Salı, Şubat 8
Osman Özdoğan
Güne saat 6 'da başlamak.
Güneşin doğusunu denizin üzerinde belirişini izlemek.
Fotografını cekip, Osman Dedeme göndermek.
Okuduktan sonra ben bu kişide ögereirim ve hayatta kıl olmam diyip, evet bu kişi hissi.
Hareketlerin daire olması, tüm hareketleri biri hariç zaten Şahika tekand'ta yapmış olmam.
Duş sandıgımdan da pratik.
Ayurveda sohbeti.
Kitabı görmem ve almam.
Hızlıca karıştırırken, zekaya zaaf, içinden geldiği gibi yaz cümleleri ile, biri benden habersiz
benim yazılarımı mı bastı hissiyle ağlamaya başlamam.
Enerjim yüksek şu an.
Memnumum, doğru yerdeyim.
Erken kalktıgımda yapacak birşeyim var artık.
Kaldı, 5. ve 3 kendi kendime pratik.
Dersler:
Yazı konusunda bırak daanık kalsın modundan uzaklas.
Osman'ın felsefesi nasıl olur da benim en önemsediğim konuda hayatımda olabilir.
Bundan sonra ne evim ne de yazı ile olan ilişkim bırakıp dağanık kalamaz.
Seviyorum.
Pazartesi, Şubat 7
acemi radyolara artık sinyal göndermeyeceğim..
herkes aslında kendi dünyasında uyur.
mekan aynı olsa da. içilen aynı olsa da, yaşanan aynı olsa da.
ortak sanırsın fakat kafandaki yargılardan cekmıslıklerden eskıden basına gelmısliklerden bır cam senın onundedir hep biri sana hep o cama kadar yaklasır aslında... bazılarında cam ne kelime önünde beton duvar örülüdür.
bazısı gelır kırar o camı, oysa onu yavasca kafandan cıkarıp opmek varken dan gelir kendi kafasıındaki camı senin kafandakine çarpar ve kırar ..o cam bazen de tehlıke anında kırılır, karsı taraftakı tehlıke gormustır ve dank diye kırıverır o camı, sen kalakalırsın..
herkes kendı kafasında kalsa, arada o cam hep kalıverse, uzaktan gozgoze uyusalar
baktılar cam arada fazla, digeri nazıkce kafadan cıkarsa ve kenara koysa o camı...
nazıkce
ve
öpse...
mekan aynı olsa da. içilen aynı olsa da, yaşanan aynı olsa da.
ortak sanırsın fakat kafandaki yargılardan cekmıslıklerden eskıden basına gelmısliklerden bır cam senın onundedir hep biri sana hep o cama kadar yaklasır aslında... bazılarında cam ne kelime önünde beton duvar örülüdür.
bazısı gelır kırar o camı, oysa onu yavasca kafandan cıkarıp opmek varken dan gelir kendi kafasıındaki camı senin kafandakine çarpar ve kırar ..o cam bazen de tehlıke anında kırılır, karsı taraftakı tehlıke gormustır ve dank diye kırıverır o camı, sen kalakalırsın..
herkes kendı kafasında kalsa, arada o cam hep kalıverse, uzaktan gozgoze uyusalar
baktılar cam arada fazla, digeri nazıkce kafadan cıkarsa ve kenara koysa o camı...
nazıkce
ve
öpse...
Pazar, Şubat 6
dünyalar arası
bugün baska bir dünyaya uyandım.
eski dünyadaki dertlerin beni cok ilgilendirmediği, bunu neye borcluyum bilmiyorum.
yüzümde bir ısıldama bir süpersonic hissetme var.
eski dünyadaki dertlerin beni cok ilgilendirmediği, bunu neye borcluyum bilmiyorum.
yüzümde bir ısıldama bir süpersonic hissetme var.
Cumartesi, Şubat 5
İllet Şubat!
Odanın ortasında koca bir filden bahseden bir yazı okudum ve aklıma son haftada yasadıklarım geldi.
Kendime çok gülüyorum, başka da beni güldüren olmuyor zaten, olunca da aşık oluyorum güldürüne, bir
süre güldükten sonra direk ağlamaya başlıyorum. Sonrasında da kendime dönüp, kendi kendime
devam ediyorum. Evden kaçmış ve sokakta dayak yemiş bir sokak kedisinden farkım yok şu an.
his bu ancak ne evden kaçtım ne de sokak kedisiyim aslen, bu durum yorucu. Evden kaçmış olsam
ve bu işlere bulaşsam, kendi düşen ağlamaz der, öyle ağlardım.
Yaşana her ne ise, gerçekti, maskeleri düşürdü, iletenin de iletilenin de.
Yoranlar yorulduklarını söylerken içimde bir rahatlama olurken, fiziken ve ruhen çok zarar gördüm.
Vucudümda biriken sıkıntı şişlik yaptı ve içkinin dozunu kaçırıp ne bulduysam içtiğim içinse beynim
yoğruldu.
Şubat ayının ilk haftası, zaten şubat ayı külliyen sevmem, bizde ölüm ayıdır şubat. Bu ayda doğanları
da şimdiye kadar rastaldıklarım kadarı ile pek bayılmadım. Direk içe dönüş, kendimde var olan katmanları
saptayıp bunların üzerine çalışarak etrafımdaki katmanlı ve yalancı karakterleri elimine etme sansım olabilir.
Detaylar için;
Google'a shadow yoga yaz.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


