Perşembe, Nisan 29

Face a Face

Face a Face


Tete a Tete

Başbaşa

Yüzyüze



Sene 2000. Kaçıs planını Paris.

Mor sevmeye bailama yılım, mor bavul mor gözlük alınıp içine en secdiğim eşyalarım, yunus ömer aran’ın hediyesi Bridget Jones ‘un günlüğü, yola çıkış.

Savaş yorgunu benim için iyi bir ara olacak, spontan bir savaş çıkarmısım taze.

II. Pascal salon muharebesi.



Yol öncesi yunus’şa son yemeğimizi Paşa ‘da yemiş hatta Amerika’da olan kalp agrımında ne gereksiz ve onun Jenifer’la şu an mutlu olduguna değinmişiz, O an şu an gözlerimin önünde ben barda içki alıyorum, Yunus ise bana uzaktan bakıp, az önceki konuda beni gülüyor.

Agite etme seni de ederler bir gün diyor. O yaz Yunus hayatını kaybetti.



O gece onda kalıyorum, ertesi sabah beni alana bırakıyor, hızlı gidiyoruz, ancak güveniyorum içim rahat. Altımızda Porsche var, hızlısı yavası yok zaten.

Son lafı bana, bavulunun dışını sardır, yeni almışın çok ta güzel çizilmesin, sardırmıyorum. Paris havaalanı ve bavul çizikler içinde düşüyor önüme. Gözümde gözlüklerim oldukca fransızım, hem şeklen hem de konuya yani havalanına ve ne yönde gitmem gerektiğine, allahtan markus minasyanus, elime nasıl varıcam konulu bir mektup yollamış, içimden gelip sakın yapmamam gereken aksiyonlar ve lütfen dikkat ve dalga gecmeden uygula dediği aksiyonlar. Elimde kağıt, gözümde gözlük, beni bisikletle karsılamaya gelmiş olan eski sevgilim, hayatımda hep kalsın istediğim adamı görüyorum karsımda, bisikletle gelmiş beni almaya.



Gözlüklerimi o günden sonra oldukca hor kullanmısım, cantama kapsız atmısım, üstüne basmışım hem de defalarca,sonra camları çizik çizik, en son koltuk arasında kalıp sonra unutup üstüne oturunca artık dedim ki bu iflah olmaz.

Aldım gözlüğü,gittim,optikçiye.



Ona sene 2000’de aldım ve cok seviyorum dediğimde, bende bir atasözü canlandı.

Ayı sevdiğini severken öldürürmüş, Ayı mısın dedim kendime? Madem çok begeniyorsun, renk ve tarz. Zamanında vermişin güzel bir de para, nasıl sevgi bu.

Zaten, merkezi bozulmuş, camları çizilmiş. Bir gözlükte ne olmaması gerekiyorsa

Hepsi benim face a face da mevcut.



Optimik amca dedi ki ,düzeltirim ancak kırılma riski var. Yüzde kaç kırılır gibi bir soru çıktı ağzımdan, beklenen sona ilerken son çırpınışlar...



Kırılmadı. Focus tam, merkez yerinde.

Camların da doktor kontorlüne gitmeden, sacma sapan uzaktaki harfleri görücem diye kasmadan orada ölçelerek, yenileri sipariş edildi. Cam gibi olan cam, buzlu cam değil.



Görüyorum.

Salı, Nisan 27

Nisan Ayım!

Aynı dönem, bir şekilde yakın çevrenize girmiş olmasına rağmen size hiç uymayan, ayrıca ilişkinizden sadece kişisel fayda sağlamaya çalışan kişilerle de yollarınızı kesin biçimde ayırarak rahatlamanızı sağlayabilir.

Evet, direk oldu.

Merkür ve Venüs’ün de etkilerinin yardımıyla, bu dönem hikaye veya makale yazmak, yazmakta olduğunuz bir romanı tamamlamak ve yazdıklarınızı yayınlatmak açısından olumlu şartlar getirecek bir dönemdir.

Oldu, süper.


İfade yollarının açık olacağı bu dönem sayesinde, ikili ilişkilerde, hem konuşulmayan sıkıntıları, hem de konuşulsa da iyi anlatılamamış sorunları gündeme taşıyarak çözümler üretmeye çalışabilirsiniz.


Bu biraz defoerme sekilde oldu.
 
 
Unutmadan Merkür ile Mars’ın karelerinin sözlü ve mail ile tartışmalara sebebiyet verdiğini , Oğlak ve Yengeç burcunun biraz güvenlik kaygıları ile, diğer burçlara daha sert tepkiler verebileceğini unutmamalıyız.


Bingo!

Birde merkür retrosu Boga da oldugundan yasadıgım içe dönüşü de anlıyorum.
Bir gün aslında anlamam gerekmediğini anladıgımda iyi olacak.
İyi mi?
İyi yok kötü de yok ya!Yarıda kalmış pek çok haber ve bilginin, önümüzdeki günlerde karşınıza çıkma olasılığı vardır. Son olarak 27 Nisan gününde başlayıp, 26 Temmuz günü etkisini çok yüksek noktada gösterecek olan Uranüs-Satürn karşıtlıklarının dünya üzerinde doğa hareketlerine, depremlere, fırtınalara ve elektrik dolu yağmurlara sebebiyet verdiğini unutmayın.

Cumartesi, Nisan 24

Kendinden kaçak!

kendime yol notu seklinde tuttugum bloguma yazdıklarım zamanında konu olmustu. iki kişi arasında yaşnamış bir şeyi sen nasıl oraya yazabilmiştin, vızıltıları gelmişti.
şu an bir farkettim ki, sadece olumlu eleştiri getiren kitle ve sözüm ona insanda olumluyu görmeli trendlerini yakından takip eden kızımız körler sagarlar birbirlerini agarlar konulu bir panel acmıs, biri çalıp digeri oynuyor, ne yazık ki kendi çapında, olayları tek boyutlu görmek, en güzel kaçış zaten. en güldüğüm kısımda benim eski patronumda vardı bu laf bizim bir durusumuz var derdi, bırak ta onu sana baskalrı desin der biz de gülerdik.  elbet bu başkaları birinci derece akrabaların değil. Yabancılar. .Gürsel Korat'ın birlafı vardi, yazılarınız için sakın eşinizden dostunuzdan yorum almayın, en agar eleştiriyi kim verecekse, işi bilen ondan yardım alın, yoksa gülerler..

ne hissettim şu an?
eleştirdiğim ve  ben yapmam dediğim yargıladıgım seyleri yapmıyor olmaktan duydugum gurur, sevinç.


çok konusuyorsun öz, çok..rahmetli ne dogru derdi..
life is a trail, kafka...

Ay ya korkularda insan korkusu var mı, literatürde?

ZAmında bu yoldan gectiğim için gönül rahatlıgı ile yazıyorum, insanın kendine duydugu öfkesiyle yüzleşmesi bir başkasına duyduğu öfkeyle yüzleşmesinden daha zor. Karşı tarafa kızp söylenerek kendimize duydugumuz öfkeyi görmemeyi seciyoruz, yüzleşmek ise ben kendime kızdım diyerek olmuyor, daha başka bir süreç..Herkesin süreci de kendine, sadece kendine ve düsarı saygıdan negatif yaymayı min. tutmak cok daha nazik ve şık.

Ne korkularım var da bunları cektim ?
Stüdyoya giderken bu sorunun cevabı için mesajları bekliyorum.

Kendi tarzımda sekillenenler 2

dün hareket dersinden bana kalan daha once kulanmadıgım kaslrın agrısı..saatlerce yürümüş veya 100 m2lik bir bahceye belirli aralıklar ile 20 ortanca ektiğimde, yeniköydeki evde yeri boyadıgımda da bu ağrılarla uynamıstım. bugunde yüzüp üzerine stüdyo oyuncularında temizlik ve üzerine hareket dersine katılınca agrı agrı söker insallah. hayat bir yandan bu konularla devam ederken, irrite oldugum konu ile ilgili
şunlar geldi içerden,

yazdıgım hale, içinde oldugu şekle şemale eleştiri geldi.
bunları kaldırabiliyorum esas amacım to be edited yazmak oldugu için içimden geldikce buraya dökmek ve sonrasında bakılır konulu ilgi verdiğim halde, durmadan didiklendiğim dönem sonrasında, eliştire yapan eleştiriye de acıktı, gene kendimden yola çıkıp eleştirdim.

Tomris uyar ın diger bir kitabını buldum güncelerinden bir demet, orada da günce yazıyorsan elbet ben dili ancak birinci tekil agızdan yazılan metinlere değinmiş, her ben dediğinde kendini kasteden yazarlar son günlerde okurlarca cok tutuluyor, genel eğilim yapıttan cok yazarın özel dünyasına duyulan ilgi. bu da bir süre sonra yazar kendini çok engin ve ilginc bulsa da  yinelemelere gireceğidir. kişisel serüvene kapatmaktansa hayatın edebitayın sındıgı büyük serüvene acılmalıdır..

Bu senenin basında ozusozu.blogspot u acmam, ( gizem in bu 3yedi75 böylece kalsın ancak sen aslında hayatı denemeler halinde üzerinde düşünerek yazsan kattıgın farklı bakıs açıları ile daha keyfili olu demesi ve benim bu konuda tembellik etmeyim diye bana isim bile bulması ile ilk adım atıldı)  Hepsibirya.blogspot isteği ise, ben dilinden uzak, kavramlar, hayatın herkese sunduklarını herkesin farklı alıp yasadıgını ancak, sürecte yapılanların bu olayları farklılaştırdıklarını, bunları her kafanın kendıne has bakısıyla hikayeye dökmekti. Bahtsız blog kısa bir sürede farklı kişilerin kafaları ile hayat bulma sürecine girdi.
içerde ego savası başgösterdi, konusmak secilmedi, suşlamak alınmak, kişilelbakmak, kavramla kendini özdeşlişetirmek gibi eleştiriye gelen resistansın actıgı saldırılarla, ego savasının kalıntılarından kendiniarındırıp, hayata devam edecek. Kuralların kuralsızlıgında özgürlük ve akış sağlanacak. Tek kural, farklı bakış, hayatı taklit yerine, onu soyut düşünüp, olana farklı da bakabilmenin yazı ile resmi.

İçimden gelen sesi dinleyince, bu sesin dediklerini yazılarını çok sevdiğim, tomris uyar'ın da kitabında görünce, moralim yerine geldi.

Atmosfer yaratmak yazıda çok önemli.
Ben dilini kullanmadan gidebilemek.
Hayatın içinde olan herseyi tatlı bir gözle görebilmek, hüznü de espiriye baglayarak görebilmek..

He bir de karsına cıkan herkesle derin olmamak, derin konusmamaki ruh filan diyip adamları korkutuo kacırmamak, nasıl vampir sarımsaktan kacar derler, ruh, ruhunu anlamak, içini bilmek, içine bak, ayna tuttum sana filan gibi şakaları herkese yapma.

Cuma, Nisan 23

Kendi tarzımla şekillenenler...

Herkes karsıya dediğini kendine diyorsa,
Karşının her ne haltan dalgalandıysa dalgalanmasını bu senin kendince yaptıgın birsey laf yorum her ne ise,o noktadan sonra sen etkiin onun tepkisi kendine aittir.


Ben o an ne hissettim ?
konunun anlaşılmamış oldugunu hissettim, olaya katmak istediğimiz komik ve zeki yan ki bunu defalarca konusmustuk, komik ve ilginc olmalı gibi..Ancak içinde oldugun enerji öyle olmadıkca komik ve ilgin olamıyorsun bu sürecte onu da yasadım.

Buna ek olayın genelinde, didaktik ,ögreten yan, mesefe heran koyabilirim ürkekliği beni itti.Aslında sevmediğim kişilere tavrım bu benim. Kızın genel tavrı bu gbi anlattı bana hep, aslında birde kendini cok anlattı diye de itti. Bu da benim baskalarına yer yer  yaptıgım birsey..

İşte aynalıklarım bunlar.
Ödevlerimde bunlar.

Kıza aynayım sana dedim o gerçi anlamadı, aynaya baktım ve gördüğümden kacıyorum filan gibi konuştu. Bu noktada ben kalktım, ona kendinden kacıyorsun dedim, benim işim o mu? yıllardır kendinden kacmıs birini ben mi kendine baktırıcam? Üzülmek yerine düşününce, aklımız ve benim cok kıymet verdiğim akıl, yardımıma koştu.

Değişiyorum, sadece içimden geleni sessizce dinleyince aynen su dısardan duydugum kus sesi kadar tatlı bir ses geliyor içimden, yazarken çok ayran içtm, azıcıkta guruldama geldi, ve uykum..

Daha tam anlamadan, ki tanısma nedeni de bos bir nedeni, sacma bir rastlantı, esas bunları yasamam içindi tüm o rastlantılar..Deger duygumu da irdelemem lazım..
Neden cok cömerttim deger verirken?


Kavramlara aynı bakıyormuşcasına, direk aynalardan bahsetmek ve anlamasını beklemek,biraz cat pat ingilizcesi olan birinden iyi bir veciri beklemek gibi oldu.

Didaktik yan, ögretici durum, zekası eksik yazılar ve çıkışlar.

Bunları kendimde halledeyim, bilgi olmazsa ne olur, az bilirsem ne olur? aptal olunca ne olur?

Karsında gördüğün sevdigin kısımlar kendini var ettiğin
Görüp rahatsız oldugun kısımlar ise kendinde halletmen gereken duygular, korkuların!

Etrafı degiştiremeyeceğim için kendimi temizleyeceğim, rahatsız oldugum davranıs bozukluklarına rastlamamak için korkularıma bakıcam.

Bazısı kendinden kacar sen ona karısıcagına, kendine bak!
Ne derdi baannem, nene gerek, sen kendine bak kızım!

Güç..
Niyet etmek de bir güçtür, güç güçdiyip duruyorum, gücü burada kullanayım.

Perşembe, Nisan 22

iki teori geliştirdik..

konu konuya baglanırken,dedik ki,
nazik ifade ile totoları  neden tanıyamıyorum,
anlayamıyorum.

dedi ki, sence benim totom  kıllı mı? bilmem görmüyırum dedim..
yüzüm de sakal var mı dedi,
evet dedim..

işte toto olan tipleri bundan tanıyamıyorsun, cünkü totolar kapalı olur, acık değil..
ondan tanınmaz...

rahatladım nispeten.

proje bir..


digeri,
cekomastik


kendini bir süre cekomastıklemek..

proje iki..


2 martini, 1 dost, 1 kitap.

sonra mac sonrası

bir dost.

Pazartesi, Nisan 19

2007!

Pazar, Ağustos 12


Hayat İnsana Tekrar Tekrar Komik Oyunlar Oynuyor!

Geçmişle olan çekişmemiz ne kadar haklı bir çekişme de olsa bizi ileriye götürmez. Hayatta unutulmaları tamamen normal ve sağlıklı olan bazı yaralar var. Bunları unuttuk, düşünmüyoruz bile diyelim, kesinlikle saklamıyoruz. Tamamen vedalaşıyoruz, bize yük olan enerjimizi tüketen maddi olmayan meselelerin atılması gerekiyor. Ve nihayet, neşeli bir yeni başlangıç ruh halinin oluşturulması gerekiyor.



Peki ya şimdi? Yavaş ol!

Bedeniniz varış halinde ruhunuz hala yolda olsun..

Aşırı yüksek hız, gözden kaçırma ile sonuçlanabilir. Belki de kendi hızımızı ve buna bağlantılı gözden kaçırma deneyimlerimizi incelemek isteyebiliriz.



Kime mi diyorum, kendime!



Kasım ayına kadar vaktim bol, Kasım'da aşık olmak, "sana ihtiyacım var çünkü seni seviyorum" diyeceğim birini istiyorum. Seni seviyorum çünkü sana ihtiyacım var, bağımlı ilişkilerinden değil, bağlı, sıkı ancak özgür bir sevgi arzusundayım.



Onun kendi hayatı, benim kendi hayatım ve ikimizin ortak hayatı..

okumamalar

Bazı mecburiyetler olabiliyor hayatta ve bunlar biraz sıkabiliyor, bayıcı olabiliyor, okumaya maruz kaldıgın yazılar mesela, bir heves okuyorsun ancak, hep aynı hep aynı bir gün olsun, içten bir itiraf, cıkarım,gözlem, beyin yogurması yasatsın istiyorum

Mecburen okuduklarım, klişeden öteye gidemeyen noktadalar.

Arkadas sectigim gibi, okuma da seçmeli.

okumamalar

Bazı mecburiyetler olabiliyor hayatta ve bunlar biraz sıkabiliyor, bayıcı olabiliyor, okumaya maruz kaldıgın yazılar mesela, bir heves okuyorsun ancak, hep aynı hep aynı bir gün olsun, içten bir itiraf, cıkarım,gözlem, beyin yogurması yasatsın istiyorum


Mecburen okuduklarım, olmuyor.Klişeden öteye gidemeyen noktadalar.

Arkadas sectigim gibi, okuma da seçmeli.



Dışında dikkatini ceken hersey aslında senin içinde vardır, diyesim geldi nedense.

Cumartesi, Nisan 17

genel ve özel..

saat 9'da sanki bir iş günüymüşcesine güne başladım.
Kendi işimi yapıyormuşcasına bir iş günü ancak. cünkü iş öncesi, bakım işlerimi yaptım.
her zamanki saatimde kalkmadım gibi detaylar oldu..beni memnun kılan detaylar, kontrolü bende günümün
hissi..
sonrasında su ana kadar kendimce olan yazı işlerimi bir siteye bapladım..kafasite oldu..kapasitesi olan bloglar bütününe de bu yakısırdı..canım dostum desteği ile neye niyet neye kısmet bir calısma ile eserimiz kısa bir süre sonra yayında.. sevdigim tarz tek bir catı altında pek cok sey..

nasıl bizi 5 duyumuz olusturuyor, o mantık..kafasite!

son zamnaların bizi yanlız bırakmayan mesaj silsilesininden anlam cıkarmayı arttırmıs durumdayım.
nerdeyse aklımdaki önümde yeter ki emin olayım hayat benim emrime amade gibi..

özgür cocuk görmem bugun..karnımın cok cok agrıması ve hareket dersine giremeyip karsılastıgım ıkı kısı ile
zaman sohbeti ve 88 de ıyunculgua baslarken neydi şimdi neymiş konusu..sesine yogunlas..sporuna yogunlas mesajları..
agrıyan karnıma neden 3 harf mı oldu derken, az once banyoda son zamanlarda tükettiğim banyo sandozlarının kutusunu gormem ve soguyan suya ragmen cıkmadıgım kuvet seanslarındaki benin canlanması...

günüm, bakım, dost kahvesi ve kafasite calısması, stüdyo oyuncuları, ip oyunları, görünmeyen bir iple ip atlayabilmem ve oradaki hepimizin ipi görmesi ve çoşkuyşla zıplaya zıplaya ip atlamamız..

Nu spa, klasik masajım için kasaba'ya gidiş,
Le pain de somonlu tanterin tanterin kısmını atıyor olabilirim, bu kelimeye cok benzeyen bir isim..bildigimiz kepek ekmegi üstü somon ve taze sogan..babam stil.

ve ev.
kitap.

müsailik durumuna göre bulusma teklifi ve iki gercekğin keşisim kümesinin ne kadar sahici olduguna dair
bulusma tohumu ekimi.

ozgeozdogan.com alınması ve kemer ile canlı baglantı.

herseye ragmen,
saglık sorunları ile mücadele eden iki canım cigerim kadına ragmen
mutlu ve umutluyum..

Cuma, Nisan 16

Birinin yakını ölünce ve ben bunu duyunca kötü oluyorum. Ağlayacak kadar etkiliyor, bu hassas durum,
ölüme yakın bir yakınım olmasından mı? genel bir kişinin baka bir yere gitmesi mi, son diye mi, o üzülen kişi gibi
aynınısı hissetmemden mi?

Perşembe, Nisan 15

Bir şeyi yapmayı nereden bildiğini bilmeden ya da açıklayamadan yapmayı bilmek

İstediğini elde etmek adına olan biteni doğru okuyabilmekle





Rock yıldızları, bilgisayar milyarderleri, profesyonel sporcular ve hatta dahiler arasında bile, başarısını tek başına elde eden bir tek kişi bulunmamaktadır.



Pratik, dirençli, geleneksel yada tutucu, geliştiren , zemin hazırlayan, üretici, iyi tabiatlı .

Egom gizli tehlikem

Zaten performanslarımda da hep egoyu malzeme yapıyorum..

Salı, Nisan 13

Aşk! 3 Harf !

Kovaladıkca  kaçan ateş böceği misin?

(Kovalamıyorum ki!)

Gençlik başımda duman
Teenage modum
Her zaman gönüllü belam..

Karşımda sen ve senin içindeki senlerden oluşan bir kalabalık.
Hepsini sevebilecek kadar niyet etmiş bir kalp..

Sadece iç dünyan ve gerceğini anlamak için sabrediyorum.
Bekliyorum.
Kendi çapımda resmen:)

Pazartesi, Nisan 12

denizatı, kirpiden sonra, falımda cıktı..

Yakın zamana kadar mitolojik bir varlık olarak kabul edilen denizatı, diğer sualtı canlılarından çok başka özellikler taşıyor:




Eş değiştirmeyen denizatları, erkeği hamile kalan tek canlı türü...



Ve üreme öncesi, eşler birbirinin etrafında saatler boyu dans ediyor!..

Salı, Nisan 6

gerçek


Bu yazım, Ego, ben, kendim diyip demiyorum dediğim anlara ...






Resimdeki kişi, yani ben, 34,5 yıldıri beraber yasıyoruz.

Son bir yıldır, iç dış onun o kadar üzerine gidiyorum ki, gittiğim kadar da titrediğim kadar da koruyorum onu.

Bugün bizim için, aslında resimdeki sekil cisim için bir milat. Niye mi?

Bir süre, işte, evde, yolda, konustugum adamda, eglendiğim mekanda, bindiğim takside, dolmusta, gittiğim konserde öyle bir daraldım ki. Kendimi paznzehir gibi kendimden kacmak için sinemaya filme, şan dersine, oyunculuk kursuna, senaryo workshop’ına derken, konular beni yedi, ben hiç kalmadım.



Sonra;



Dur, dedi biri bana.

Düşünme ve sessizce dur.

Etrafına bak,



Kendinden baska biriyle ilgilendiğin ama gercekten bir anı düşün.



Merkezine kendini, kendi acılarını, isteklerini, önceliklerini koymadıgın anları düşün dedi biri bana..acilarini koymadigin bir an var mi bir dusun.



Bence uzun zamandir yapmadigin birseyi hemen kalk ve yap; mesela kendi duygularinla ilgili olmayan ama seni dusundurecek bir kitabi kutuphaneden al ve kendini icinde bulmak icin ugrasmadan o kelimelerin yarattigi dunyalara girmeye calis. Ama kendinle ilgili olmayani ozellikle ara.



Senin hosuna gittigi icin degil, kesfedilecek tamamen yabanci bir muzigi tekrar tekrar dinle ve ilk bakista ilgini cekmeyen ama onemli oldugunu bildigin bir resme uzun uzun bak.



Git, pencereni ac ve disari bak. Disaridaki butun pencerelere ve kapilara. Onlarin ardinda olabilecekleri bir dusunmeye calis ve kendi yazdiklarini butun dusunduklerinle karsilastir.

Kendi dunyanin merkezinden cik ve merkeze tam da disaridaki acilari koy.





Herseyin cok daha anlamli geldigini gormeye hemen baslayacaksin. Unutma merkezi sen olan bir dunya ancak vucudunun genisligi kadar capi olan kucucuk bir hacimdir. Bakınız yukarıdaki resimdeki ben!



Her ne kadar 6,5 milyarda bir isek de unutulmamasi gereken bizden 6,5 milyar tane daha oldugudur.

(ST)







Bugün özel bir gün.

Yanlız hissetmiyorum artık, yeterince paylaşmadıgımı düşünmediğimi, kendimde takılı kaldıgımı biliyorum. Yüzleşmek çok mu rahat. Hayır. Kabul edince iyi geliyor. Aptal hissediyorsun, utanıyorsun su ana kadar olan tepkilerden. Kendini anlamak affetmek böyle birsey.



Durumun özel olmadığıyla yüzleşmek zaman alıyor, en gercek ve durust olan da bu yuzlesmede yatiyor. Sen misin GERÇEĞİ arayan. İşte buldun.

7 Nisan 2010, ne istiyorum ama gercekten sorusunu kendime sordugum, cevabını verdiğim, yapılması gerekenleri yapmaya niyet ettim.

Ben gittim sen geldin!

Kolay gelsin Özüm!

özümüz

öz, maya, temel, ne bok oldugu, esası, kendi
günümüz fantazisi oldu kendi olmak..

kendi gibi aaaa ne fantastik.

bitti yazı bu kadar.

Cumartesi, Nisan 3

banyo da güneş ışığı

Wasisdas denen camlardaki vitray bozuntusunu cıkarınca banyodaki ışık çok doğal olmaya başladı.
yüzümü yıkarken farkettim ben hareket ettikce gölgeleri görebiliyorum,aynaya yaklaştıkça güneş gözüme giriyor ve burdan direk beynşme ve mutluluk hissi pompalıyor, kalbime. Kalbimin güneşe ihtiyacı var.
Gözlerime güneş girince esas rengini gördüm, ışık doğal olmayınca yaşam alanımda görememişim. Işık kirpüklerimide gözlerimin içine yansıttı. Vasisdas mı acaba, o pencerelerin adı..Yanyana cok cok olunca vasisdas silsilesi seklinde içeri sızdırdıkları cam agacı ve güneşli hava çok memnun edici..

Cuma, Nisan 2

Hakkı Devrim yazmış..

Yazılarımı perihan magdene benzetenler olur, hakkı devrime bayılırım, o ferzanı begeniyor, okumayı, yazmayı cok seviyorum, okan la hakkı devrim ortak program yapıyor, ferhan sensoy okan'la oynamıstı, ikisinide severim, demek ki, gözlemim sağlanmıs durumda. Aynı kafalar er gec yanayan gelri, güzel işler yapar. Tanımasak bile, birbirmizi yanyanayız aslında, mekan bagımsız, rastlasmalarda kafanın yaydıgı dalgalardan oluyor olabilir.



Film, roman, Ferzan, Perihan


Ferzan Özpetek benim sinema kahramanlarımdan biri. Atıf Yılmaz da öyleydi. Ferzan’ın bir filmi gelince iki elim kanda olsa gidip seyrediyorum. Türk sinemasının en beğendiğim filmlerinden biri de Ah Belinda’dır. Atıf’ın bir filmiydi. (Macit Koper ile Müjde Ar’ın karı-koca olarak bildik bir Türk ailesini pek güzel anlattıkları film.)

Aileden dört hanım «Hadi Serseri Mayınlar’a gidiyoruz», deyince dayanamadım.

Ferzan seyircisini ciddiye alan bir sinema adamı. Bu arada eşcinselliğin de «sadık hâdimi».

Taşralı (Lecce’li), makarna fabrikası sahibi bir büyük İtalyan ailesinin yetişkin iki oğlu var. Pederşâhî ve dahi yaşlı, tecrübeli büyükhanımlarca da destekli ailenin reisi, işi artık oğullarına devretme noktasına gelmiş. Roma’da güya işletme, aslında edebiyat okuyan oğlunu da bu maksatla Lecce’ye çağırmışlar. Kuş sütü eksik, a la Ferzan donatılmış bir sofranın etrafındalar.

Gay («gey») demeye başladınız; hatırlıyorum Zeki Müren ithal etti dilimize, «edilgen eşcinsel» anlamındaki bu İngilizce kelimeyi. Kaba dilde «ibne»dir; biz onu Cumhuriyet Türkçesi’nde ve monşer vezninde nonoş’a çevirmiştik.

Bildiğimden şaşmayayım, İtalyan fabrikatörün büyük oğlu, kendisine çalım atarak ondan önce açıklıyor nonoş olduğunu. (Ha, eleştiri yazılarından öğrendim ki Ferzan «eşcinsel»dense «gey» demeyi tercih edermiş!) Baba perişan, kalp krizi geçiriyor. Ana «aileden sorumlu kadın bakan» tavrına iltica ediyor. İki cins arası ilişkiden ağzı yanık büyükanne, dünyalar güzeli bir yaşlı kadın olan İlaria Orchini sarsılmayan tek kişi, diyebilirim. Roma’dan küçük oğulun nonoş takımı arkadaşları geliyor. Bir şenlik, bir mutluluk, ki sormayın: Böylesi daha mı iyi, nedir? dersiniz.

Baba kovduğu için büyük oğul evi terk ediyor. Baba insan içine çıkamıyor. Küçük oğul «Ben de!» diyecek, ama babasını bu sefer kaybetmekten korkuyor.

Neticede, sinema eleştirmenlerimizin de çok beğendiği büyükannenin düğünü ile cenazesini, aynı günde yaşanmışcasına bize birlikte anlatan ve bu sayede aile efradını yeniden bütünleşmiş gösteren son sahne.

Ve karar: «Bırakalım eski usulleri hemşire, birader! Çocuklarımız için de en iyisi ve geçerlisi, nasıl mutlu olacaklarına kendilerinin karar vermesidir.»

*

Kulak veriyorum, Perihan’ın (Mağden) yeni romanı Ali ile Ramazan hakkında ses seda yok. Çıt çıkmıyor. Yahu! Bu film ve o roman, açılımlar dünyamızda yepyeni bir fasıl daha açacak, demedim mi ben sizlere...

Ne beklersiniz?